jump to navigation

İran “ayrılık” dizisi için nota verdi. 07/11/2009

Posted by Abdullah FURKAN in HABERLER, SİYASET.
Tags: , , , ,
add a comment
Türkiye ile İsrail arasında krize neden olan ‘Ayrılık’ dizisinin İran’la Türkiye arasında da gerginliğe neden oldu. Dizinin oyuncu ve teknik kadrosunun çekimler için gittiği İran’da, kaldıkları otelin parasını ödemeyince İran, Türkiye’ye nota verdi.

Dizinin yapımcısı Çağla Reklam Prodüksiyon Hizmetleri Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’daki çekimler için Adeka Turizm Havacılık ve Organizasyon Şirketi ile anlaştı. Ekip, 2009 başında gittiği İran’ın Tebriz kentinde Otel Gostaresh’te konakladı. Çekimlerin bitiminde 13 bin 480 dolar tutan konaklama ücretinin 3 bin 500 dolarlık bölümünü ödeyen ekip, kalan 9 bin 980 doları daha sonra ödeyeceklerini beyan ederek İran’dan ayrıldı. Ancak yapılan tüm görüşmelere rağmen şirket konaklama ücretini ödemeyince devreye İran Dışişleri Bakanlığı girdi.

TRT “Bizi bağlamaz”

İran’ın notası üzerine Dışişleri Bakanlığı İkili Kültürel İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Namık Güler Erpul, 8 Mayıs’ta resmi yazı ile TRT Genel Müdürlüğü’nü uyararak, Türkiye’nin itibarı için söz konusu miktarın hemen ödenmesini istedi. TRT’nin bu yazı üzerine uyardığı şirket de borcunu 11 Mayıs’ta ödedi. Yapımcı firma, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’daki otel ve uçak transfer paralarını ise Adeka Turizm’e ödememekte direnince davalık oldu. Adeka Turizm Genel Müdürü Kerem Buldular “Yaklaşık 85 bin TL’lik alacağımız için yapımcı firma ile mahkemeliğiz” dedi. TRT yetkilileri ise iki şirket arasındaki sorunun kendilerini bağlamadığını belirtti.

Ayrılık’a sansür

“AYRILIK-Aşkta ve Savaşta Filistin” dizisinin ikinci bölümü, geçtiğimiz salı yayınlandı. Gazze’de Dökme Kurşun Operasyonu sırasında yaşananları ekrana taşıyan, ancak İsrailli askerleri ‘çocukların üzerine bilinçli şekilde ateş eden, sivilleri hedef alan kana susamış askerler’ olarak gösterdiği gerekçesiyle İsrail ve Türkiye arasında diplomatik krize neden olan dizinin ikinci bölümüne, alınan tepkiler üzerine sansür uygulandığı iddia edildi. Yapımcı Selçuk Çobanoğlu, bu bölümde bazı savaş sahnelerinin TRT tarafından kesildiğini öne sürdü.

Reklamlar

Numan KURTULMUŞ Kimdir ? 18/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in NUMAN KURTULMUŞ.
Tags: , , ,
add a comment

numanku.Prof. Dr. Numan Kurtulmuş,

Ülkemizin tanınmış âlimlerinden Cumhuriyet döneminde Latin harfleriyle yazılmış ilk ilmihal kitaplarından “Amentü Şerhi”nin yazarı, İstiklal Harbi gazilerinden merhum Binbaşı Numan Kurtulmuş’un torunu. Babası, merhum Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş ise birçok vakıf ve hayır kurumunun öncülerindendir.

Lisans ve yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamladı. ABD’de Cornell Üniversitesi’nde doktora tezini hazırladı ve misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 1992 yılında iktisat doktoru, 1994 yılında ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde doçent unvanı aldı.

Yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalelerinin yanı sıra “Sanayi Ötesi Dönüşüm” ve “İnsan Kaynakları Yönetiminde Japonya Modeli” isimli basılmış eserleri mevcuttur.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde uzun yıllar Sosyal Siyaset, Çalışma Ekonomisi ve İnsan Kaynakları Yönetimi hocalığı yaptı.

1998 yılında aktif siyasete girerek Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanı ve Genel İdare Kurulu üyesi oldu. Daha sonra Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini birlikte yürüttü.

2004 yılında profesör olan Kurtulmuş, akademik çalışmalarını İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak sürdürmektedir.

26 Ekim 2008 tarihinde Saadet Partisi 3. Olağan Kongresinde Saadet Partisi Genel Başkanı seçilen Kurtulmuş, 1959 Ünye doğumlu, evli ve üç çocuk babasıdır.

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKANIN ÖZGEÇMİŞİ 18/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in NECMETTİN ERBAKAN.
Tags: , , ,
add a comment

erbakan hocaPROF. DR. NECMETTİN ERBAKANIN ÖZGEÇMİŞİ

29 Ekim 1926 yılında Sinopta doğdu. Babası Adananın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan.

Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif şehirlerde geçen ERBAKANın annesi de Sinopun tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanımdır.

Necmettin ERBAKAN ilkokula Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda başladı, babasının Trabzona tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı.

1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesinde orta tahsiline başladı. Okuldaki çalışkanlığı dolayısıyla arkadaşları tarafından kendisine “DERYA NECMETTİN” diye hitap edilirdi. Okulda “Sıfırcı Avni” olarak bilinen fizik hocasından ilk defa 10 alan öğrenci olmuştur.

Orta ve Lisede bütün sınıfları iftiharla geçen Necmettin ERBAKAN, İstanbul Erkek Lisesini 1943 yılında birincilikle bitirdi. O tarihlerde Lise bir­incileri Üniversitelere imtihansız alınıyordu. Fakat Necmettin ERBAKAN imtihansız kaydolmayı reddederek girdiği imtiha büyük başarı göster­ince İstanbul Teknik Üniversitesinin ikinci sınıfından yükseköğrenimine başladı. İlkokula 6 yaşında, üniversiteye de ikinci sınıftan başlaması dolayısıyla kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı sınıfta öğrenim gördü. Bu arkadaşlarından biri de Sayın Süleyman DEMİRELdir.

Üniversite yıllarında okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescit açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem namaz kılmışlar hem de ilmi ve dini sohbetler yapmışlardır.

1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makina Fakültesinden üstün başarıyla mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuzunda Makina Fakültesi Motorlar Kürsünde asistan olarak göreve başladı. 1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesör­lerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders ver­mesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesinde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanyaya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezin­deki araştırma ile ünlü ve V1 ve V2lerin gelişmesini sağlayan Profesör Schmidt ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesinde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniver­sitelerinde geçerli olan “DOKTOR – MÜHENDİS: Dr.-İng” unvanını aldı.

Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezi­ni hazırlayan ERBAKANın “Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu” matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanyanın en büyük motor fabrikası olan ve dünyada motorun ilk üretil­diği DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. Dr. FLATZ tarafından Leopard tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi.

Alman Ekonomik Bakanlığının RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.

II. Dünya Harbinden sonra Alman üniversitelerinde doktora yapan ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbula geldi. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiyenin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yap­mak üzere tekrar Almanyanın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesine dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 – Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthanedeki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlundaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinaların bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Bu görev esnasında her yıl Amerikadan istenen teçhizatın listesini hazırladı. Hazırladığı bu liste Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı Albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini okul komutanı Şeref ÖZDİLEKe bildirmiş. Okul Komutanı da bu Albayı alıp ERBAKANın yanına getirmiş ve Albay: “Siz bugüne kadar Amerikadan yardım olarak gizleme ağı, kürek sapı, kazma vs. gibi şeyleri isterken bu sene bakım bölüğü için iş makinalarının tamiratı esnasında imal edilmesi lazım gelen çeşitli parçaların imalatı için tezgahlar istemişsiniz. Siz nasıl olurda bu tezgahları talep edersiniz” tarzında konuşunca, ERBAKAN Amerikan ordusu kuruluş talimatnamesini açarak: “Bizim yaptığımız görevi yapan Amerikadaki aynı birliklerde bu tezgahlar var, bizde niçin olmasın” diye karşılık verince, Amerikalı Albay söyleyecek söz bulamamış ve tez­gahlar bilahare gelmiştir.

Askerlik görevinden sonra tekrar üniversitedeki görevine dönen Necmettin ERBAKAN İstanbul Teknik Üniversitesi Motorlar Laboratuarında 100 yerli ilk motoru yaptı ve bilahare 1956 yılında Türkiyede ilk yerli motoru seri halde imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.yi kurdu.

ERBAKa böyle bir fabrika kurma fikri Almanyada çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumunun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.

Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır.

Dönemin Başbakanı Rahmetli Adnan MENDERES, 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken; “Türkiyede ben çiftçiyim, bu motorları kendim kullım. Bunun ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyo­rum. Türkiyede bunların yapılabileceğini görmek beni son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960larda değil de 1950de görseydim. O taktirde Sümerbankın birçok fabrikalarını özel sektöre satar, oradan aldığım para ile Türkiyede Ağır Sanayi fabrikaları kurardım” diyerek duygu­larını dile getirmiştir. MENDERES ayrıca fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolarlık dövizi de bir günde tahsis ettirmiştir.

Gümüş Motor Fabrikası, diğer adı ile Pancar Motor Fabrikası 1960 yılından beri 40 yılı aşkın bir zamır Türkiyenin tarlalarını sulayan, inşaat makinalarını, küçük traktörlerini, deniz botlarını, kayıklarını tahrik eden motor ihtiyacını karşılamakta, ayrıca kardeş ülkelere Suriye, Irak, Pakistan ve Sudana motor ihraç etmektedir.

1960 yılında Ankarada yapılan Sanayi Kongresinde Gümüş Motorun yaptığı imalatları sunan ERBAKAN “Yeni hedef otomobillerin Türkiyede yapılmasıdır” fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revaç bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde “DEVRİM OTOMOBİLİ” adıyla ilk yerli otomobil imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN Milli Savunma Bakanlığı konferans salonunda bir Sanayi Konferansı vermiştir.

1960 yılında Ankarada yapılan Sanayi Kongresinde Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN tarafından gösterilen “Yeni Hedef Otomobillerin Türkiyede yapılmasıdır” hedefi yıldan yıla atılan adımlar­la bugün Türk ekonomisi içersinde otomotiv sanayiinin sürükleyici lokomo­tifi bir sektör olmasına yol açmıştır.

1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayısında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969da da Odalar Birliği Başkanı oldu. O zamanki hükümet her türlü1 kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKANı polis zoruyla görevinden uzak­laştırdı.

Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. Ve Milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine başvurdu. Buradan veto edilen ERBAKAN,: 1969 seçimlerinde Konyadan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçil­erek Meclise girdi.

24 Ocak 1970 yılında Milli Görüşün ilk partisi olan Milli Nizam Partisini kuran ERBAKAN, 1971 Nisanında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatıldı.

Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclise girdi.

1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSPnin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi.

5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu. 

1974-1978 yılları arasında kurulan 3 Hükümet döneminde de Başbakan Yardımcısı ve Bakanlıklar arası Ekonomik Kurul Başkanlığı görevini yürüten Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN bu dönem esnasında Kıbrıs Zaferinin kazanılmasında büyük rol oynamış, büyük tarihi “Ağır Sanayi Hamlesinin yürütülmesi ve başarılmasına öncülük yapmış, Türkiyenin İslam Konferansına tam üye olmasını sağlamış ve yeni nesillerin Milli ve Manevi Değerlere bağlı olarak yetişmesi hususunda büyük önem taşıyan İmam Hatip Okullarının açılmasında ve yayılmasında önemli hizmetler başarmıştır.

Bu dönem boyunca rant ekonomisi yerine Reel ekonomiyi uygulamış, milli kaynaklarımıza dayanılarak Anadolunun bütünü ile kalkınması ve sanay­ileşmesi yönünde başarılı hamleler yapmıştır.

Türkiyenin ekonomik kalkınmasını ve güçlenmesini kendileri için uygun görmeyen bazı dış mihrakların etkisiyle, koalisyon ortağı Adalet Partisinden 11 kişinin muhalefet partisine katılması ve Bakan yapılmaları olayıyla TBMMde iktidarın çoğunluğu kalmayınca bir muhalefet partisi lid­eri olarak parlamento çalışmalarında büyük etkinlik göstermiştir.

1978 yılı başından 12 Eylül 1980e kadar muhalefette .kalan MSPnin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilalinin getir­diği antidemokratik uygulama ve yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar poli­tikadan resmen uzak tutuldu.

Eylül 1987deki referumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisinin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçildi. 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konyadan yeniden Milletvekili seçilen Necmettin ERBAKAN evli ve 3 çocuk babasıdır.

1995 genel seçimlerinde tekrar Konyadan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerden Refah Partisi Türkiyenin en büyük partisi olmuştur.

Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiyenin Başbakanı olmuştur.

Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN 54. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak 28 Haziran 1996dan 2 Temmuz 1997ye kadar 1 yıllık bir süre esnasında başarılı atılımlar sağlamıştır. Faiz ve borç sarmalları içersinde perişan hale gelmiş olan Türk ekonomisini 6 ay gibi kısa bir süre içersinde, dış ve iç borç almadan, zam yapmadan tamamen milli kaynak paketlerini harekete geçirmek suretiyle düzeltmiş Türkiyeyi ekonomik krizlerden kurtarmış, milli kaynaklardan Devlete 30 milyar doların üzerinde kaynak sağlamış. Tatlı reçetelerle köylü, işçi, memur, esnaf, emekli, dul ve yetim­lere kısa zama görülmemiş ora refah artışı gerçekleştirmiştir.

Bu hamlesiyle ekonomiyi güçlendiren ERBAKAN, 1997 yılı bütçesini denk bütçe olarak yapmaya muvaffak olmuş ve bu bütçeyi Ocak ve Şubat aylarında denk bütçe olarak yürütmüştür.

Halkın desteğini alan bu çok önemli başarıların yanında, uluslararası ala da gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu mey­dana getirmesi önemli bir dünya olayıdır.

Halktan alınan vergilerin ve milli imkanların, haksız bir rant ekonomisi ile ufak bir zümreye aktarılması, böylece milyonların ezilmesi, fakirleşmesi ve milli ekonominin tahrip olması politikasına son veren Prof.Dr.Necmettin ERBAKANın bu icraatı, rant ekonomisiyle beslenen bir avuç rantiye züm­resinin hoşuna gitmemiş, bu zümre Ocak 1997den itibaren elindeki bir kısım medya ve sermaye gücü ile 54. Hükümetin başarılı hamlelerini etk­ilemek için bütün milletçe bilinen yollara başvurmuştur.

Çeşitli etkilerle koalisyon ortağı Doğruyol Partisinin milletvekillerinin hükümetten desteklerini çektirilmesi faaliyetleri karşısında bir yılın sonunda bir değerlendirme yapılmış, 550 kişilik parlamentonun RP + DYP + BBPden oluşan 278 kişilik milletvekilinin imzası ile meclis çoğunluğu olarak en kısa sürede seçime gidilip, daha güçlü olarak gelinmek suretiyle hazırlıkları yapılmış olan “Yeniden Büyük Türkiye” projeleri hamlesinin istikrar ve huzur içersinde sağlanmasına karar verilmiştir.

Koalisyon Protokolü gereği seçime gidinceye kadar Başbakanlık görevini deruhte edecek olan Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN, bu görevini; dünyada benzeri olmayan bir örnek davranışla DYP Genel Başkanı Prof.Dr.Tansu ÇİLLERe devretmek istemiştir.

Cumhurbaşkanının daha önce siyasi hayatı boyunca mücadelesini verdiği demokratik kuralları bir yana bırakarak, yanlış bir uygulama ile tal­ihsiz bir görevlendirme yapması, Temmuz 1997den itibaren Türkiyeyi 4 yıl boyunca halkın maddi ve manevi acılar çektiği bir dönemin içine yönelt­miştir.

MİLLÎ GÖRÜŞ NEDİR ? 18/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Genel.
Tags: , , ,
add a comment
BİN YILLIK ÇINAR
Sultan Alparslan bu toprakları bizim vatanımız olması için Malazgirt’te büyük zaferini yaparken kalbinde bir görüş vardı. O görüşün adına bugün bildiğiniz gibi Millî Görüş diyoruz. Sultan Fatih İstanbul’u fethederken kalbinde bir görüş vardı, ona Millî Görüş diyoruz. İstiklâl Harbi’ni yapan Mehmetçik Sakarya’da siperde iken bir görüş vardı kalbinde, buna Millî Görüş diyoruz. Biz bin yıl Millî Görüş zihniyetiyle dünyaya Hakk’ı, adaleti tanıtmış şerefli bir milletin evlatlarıyız. Ancak, yine hepimiz çok iyi biliyoruz ki iki asırdan beri Dünya Siyonizmi bu asil, bu necip milleti bu haklı yoldan saptırmak için elinden gelen her türlü gayreti esirgememiştir. Radyolarla, televizyonlarla, kitaplarla, beyanatlarla bu aziz milletin üzerine iki asırdan beri öyle menfî propagandalar yapılmıştır ki bugün maalesef bu milletin evladı olduğu halde Türkiye meselelerinin çözümünü solculukla hallolacak zanneden memleket evlatları var. Avrupa’nın faizci kapitalist zihniyetiyle hallolacak zanneden memleket evlatları var. Siyonizm iki asır uğraşa uğraşa kültür emperyalizmi yoluyla bin yıl Millî Görüş’e sahip olan milletimizin içinde bazı evlatlarımızı maalesef yanıltmış ve bugün bir vakıa olarak üç görüş orta yere çıkmıştır: Bu görüşlerden birisi solcu görüş, öbürü faizci kapitalist görüş, asıl milletin kendisi ve gövdesi ise Millî Görüş’tür. Şimdi bu tasnifi yapmamın sebebi şudur: Millî Görüş Türkiye’nin meselelerinin çözümüdür.

Millî Görüş, bugünkü mevcut anayasadaki temel esasları ciddiye alan görüştür. Bugünkü anayasa bağımsız devlet istiyor. Solcular, faizciler, memurun maaşını bile IMF denen Siyonist kökenli heyetlere tayin ettiriyorlar. Bu nasıl bağımsızlık?

Öbür taraftan bugünkü anayasanın içerisinde “demokrasi” diyor. Demokrasi ne demek? Milletin istediğine razı olacaksın. Halbuki bu solcu ve faizci zihniyetler “Hayır biz bu milleti istediğimiz şekle sokacağız” diyor. Yani solcu ve faizci zihniyetler anayasadaki temel esaslara uymuyor. Millî Görüş ise bunları ciddiye alıyor.

Anayasa da “Angarya yasaktır” diyor, öbür taraftan solcusu da, faizcisi de faizleri %100’e çıkartmış. Fakir fukarayı sömürüp duruyor.

Anayasada “Ekonomi adil olacaktır” diyor. Bunlar hep anayasanın içerisindeki prensipler… Halbuki solcular ve faizciler vergiyi fakirden alıyor, krediyi zengine götürüyor. Bu nasıl adalet? Ne yazıyorsa Anayasada tatbikatta hepsinin tersi oluyor. Hatta şu çok dillerine doladıkları “Laiklik” prensibi dahi…

Laiklik ne demek? Kimse kendi inancını başkasına zorla kabul ettirmeyecek, herkes kendi inancında hür ve serbest olacak. Şu tatbikata bakın… İlahiyat Fakültesi’ne giden kız çocuğunun bile başı zorla açılıyor. Bu nasıl Laiklik?.. Bir insan kendi dini inancına uygun konuşma yapıyor, bu insanı alıp mahkemeye veriyorlar. Bu nasıl Laiklik?.. Yani solcu ve faizci zihniyetler Anayasada yazan prensiplerin hepsinin aksini tatbik etmektedirler.

Millî Görüş Anayasada yazan prensipleri ciddiye alan görüştür ve bunun temel ilkeleri şunlardır:

Birincisi biz, 75 milyon memleket evladı birbirimizin kardeşiyiz. Birinci prensip kardeşlik prensibidir.

İkinci prensip devlet millete zulüm için, tahakküm için değil, millete hizmet için vardır. Devlet-millet kaynaşması istiyoruz. Ne demek bunun manası? Öyle bir devlet olmalı ki, Kars’taki kardeşimizle, Muğla’daki kardeşimiz iş olsun diye değil, bayram nutuklarında konuşurken değil, kendi kendine düşünürken “Benim ne güzel devletim var” diyebilsin.

Bundan başka, Millî Görüş manevi kalkınmayı esas alır. Bugünkü Anayasanın 4. maddesinde “Millet fertlerinin manevi kalkınmasını temin etmek devletin vazifesidir” diyor. Yine bugünkü Anayasanın 12. maddesinde “Memleket fertlerinin hepsi kendi manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir” diyor. Ama tatbikata gelin bakalım: Nerede bu milletin manevi gelişmesinin programı, plânı?.. Nerede bu milletin manevi gelişmesini temin etmek hususundaki hürriyeti?.. Onlar hep Anayasada lafta kalıyor. Tatbikata geldiği zaman bunları ortadan kaldırıyorlar. İşte bunun için Millî Görüş, “Biz manevi kalkınmayı esas alıyoruz” diyen görüştür. Yine Millî Görüş, aynı zamanda millî, güçlü, süratli, yaygın kalkınma istiyor; yani bütün yurdumuz her tarafıyla kalkınacak.

Yine Millî Görüş’ün bir diğer temel prensibi bildiğiniz gibi Ağır Sanayidir. Niçin Ağır Sanayi?.. Çünkü biz tarihin en şerefli milletiyiz. Savunma Sanayi dahil bir takım ihtiyaçlarımız için başkasına esir, köle olacak bir millet değiliz. Avrupa’nın, Amerika’nın nesi varsa bizde de o olacak. Çünkü bu millet, lider bir ülkenin milletidir, başkasına uydu olacak, uşak olacak bir millet değildir. İşte Millî Görüş buna inanmak, bu görüşte olmak demektir.

Ve yine Sıhhatli Ekonomiye geçiş Millî Görüş’ün temel prensibidir. Sıhhatli Ekonomi ne demek? Sıhhatli Ekonomi demek, adalete dayanan, vergiyi fakirden değil -bunların yaptığı gibi-, malî gücü olandan alan; krediyi zengine değil, faydalı iş yapacak insana veren, her yönüyle Hakkı üstün tutan, kuvveti, fırsatçılığı değil, adil bir ekonomik sistemi ülkemizde tesis etmek, Millî Görüş’ün bir diğer prensibidir.

Ve Millî Görüş’ün bir diğer prensibi de herkese refah… 75 milyonun hepsi bu memleketin evladıdır. Herkese refah olacak, üç tane holdinge değil… 75 milyon insanın hepsine refah getirmek Millî Görüş’ün prensibidir.

Dış politikada da şahsiyetli dış politika, lider ülke Türkiye politikası ve kardeş Müslüman ülkelerle en ileri derecede işbirliğini kurmak Milli Görüş’ün bir diğer prensibidir.

__________________________________________________ ___________

Milli Görüş demek Hakkı yani haklılığı üstün tutan, kaba kuvveti değil, hakkı ve haklılığı üstün tutan zihniyet demektir. Bu manada aldığımız zaman elbette Milli Görüşün tarihi Adem (as)’la başlar. Çünkü O hakkı üstün tutan, adaleti üstün tutan en güzel insanlardan, örneklerden birisiydi. Tarih boyunca hep Hakkı üstün tutanlar, haklılığı üstün tutanlar, adaleti üstün tutanlar etkili oldukları dönemce insanlar saadet yaşadılar. Kaba kuvveti üstün tutanlar etkili olduğu dönemlerce de hep zulüm gördüler.

Anadolumuza Milli Görüş, Hakkı üstün tutma zihniyeti, 1071 Malazgirt Zaferi’yle geldi. O’nun arkasından bin yıldan beri Anadolumuzda milletimizin kendi görüşü olan Milli Görüş sayısız zaferler kazandı. İstanbul solculukla, liberalcilikle, şuculukla-buculukla değil, ya, Milli Görüş’le fetholundu ve aynı şekilde Çanakkale Savaşı Milli Görüşle yapıldı. İstiklal Savaşımız Milli Görüş’le yapıldı. Onun için Milli Görüş’ün tarihi Adem (as)’la başlar.

Türkiye’de çok partili hayata 1946 yılında girildi. 1946 yılından, 1969 yılına kadar çeşitli görüşler ülkenin siyasetinde rol oynadılar. Anca bunlar milletimizin beklediği, özlediği hizmetleri yapamadılar. Bu sebepten dolayıdır ki yıl 1969’a gelince bu milletimizin bağrından Milli Görüş fışkırdı. Ve böylece 14 Ekim 1969’da Milli Görüş ilk defa TBMM’de temsil edildi. Çok partili hayata girdikten sonra, bu sebepten dolayı, 14 Ekim 1969 Milli Görüş’ün tarihinde önemli bir yer işgal eder. Bu seçimlerde, yani ekim 1969 seçimlerinde bağımsız aday olarak 18 tane kardeşimiz yurdun muhtelif yerlerinde Milli Görüş’ü temsil ettiler, canla başla çalıştılar.

Rahmetlik Eşref Edip Bey, parti merkezimizde yapmış olduğu tarihi konuşmasında şunları söyledi: “Ben doksan küsür yaşındayım. Yetmiş yıldan beri bu milletin aslına döneceğine inandım, yazdım ve bunun mücadelesini yaptım. Şimdi madem ki bu günü yaşadım, artık bundan sonra ölebilirim. Çünkü yetmiş yıldan beri inandığım ve ileri sürdüğüm davayı bugün gerçekleşmiş olarak yaşadım. MNP’nin kurulması bu milletin aslına dönmesidir. Bu sebepten dolayıdır ki artık bundan sonra ölsem de gam yemem” diyerek bu olayı tarif etmiştir.

İşte Milli Görüş bu sebepten dolayı bu milletin kendisidir, aslıdır, tarihidir, inancıdır. Daha ilk kurulduğu günde bu tespitler yapılmıştır. MSP 1972 yılında kuruldu, 11 Ekim 1972. Bir yıl sonra seçimlere girdi. O bir yıl esnasında bütün Türkiye’de teşkilatlandı ve seçime hazırlandı. Seçimlerde %12 oy alarak Türk siyasetinin en önemli unsurlarından birisi haline geldi. Ve TBMM’de bir anahtar parti olarak milletimize çok büyük hizmetler yaptı. 1974’den 1978’e kadar dört yıl üç koalisyon hükümetinde büyük hizmetler yapan MSP döneminde büyük başarı diplomaları elde edildi. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı başarıldı. Bu harekatın baştan sona kadar yürümesinde Milli Görüş’ün nasıl tarihi bir rol oynadığı herkesçe bilinmektedir. Bu dönemde büyük ‘Ağır Sanayi Hamlesi’ yapıldı. Anadolu’nun her tarafına büyük tesisler kuruldu ve Milli Görüş bir numaralı diplomasını aldı. Bundan başka bu hareketi önlemek için seçimler öne alınınca ortaya, meydana getirilen popülist tatbikatlar yüzünden meydana gelen ekonomik çöküntüler seçimin arkasından kısa sürede yeniden tamir edildi, Milli Görüş ikinci diplomasını aldı ve ağır sanayi hamlesini hızla yürütmeye başladı. Bu sefer bunu engellemek için “Güneş Motel” metodlarına başvuruldu. Milli Selamet dönemi baştan sona kadar milletimize yapılan büyük hizmetlerle doludur. Bu saydıklarıma ilaveten Türkiye’nin İslam Konferansına tam üye yapılması o dönemde Milli Selametin gayretleriyle olmuştur. Ve o dönemde Anadolu’nun her köşesine büyük tesisler yapılmış, Anadolumuzun bir ucundan bir ucuna daha o zaman otoyollarla donatılması için gereken hazırlıklar hatta anlaşmalar bile yapılmıştır.

1980 ihtilalinde bütün partiler kapatıldığı zaman bütün partiler bu meyanda kapatılmış oldu. 1983’de yeniden partiler kurulduğu zaman 19 Temmuz 1983’de Refah Partisi kuruldu. RP hepinizin çok yakın bir tarih olarak yaşadığı gibi, kurulduğu tarihten itibaren hızla bütün milletin gönlünü fethetti. Sırasıyla 14 sene esnasında girdiği seçimlerde %4, %7, 10, 17, 22, 34 oy aldı. Ve bildiğimiz 54. Hükümetin başarılı icraatlarını yaptı. Böylece yeni zaferler kazandı yeni diplomalar aldı. Ocak 1997’de bazı çevrelerin hazırlattıkları kitaplar ve konferanslarla da sabit olduğu gibi RP ortaya atılan suni bahanelerden değil, halkın parasını halka verdiği için, 6 ayda 35 milyar dolar devlete yeni imkanı milli kaynaklardan temin ettiği için, rantiyeye giden faizlerden 10 milyar doları kurtardığı için, Türkiye’nin Yeniden Büyük Türkiye olması için projeler hazırladığı için, bir yandan dış güçlerin hoşuna gitmediğinden, öbür yandan da içerdeki rantiyeciler bu faizleri kendi kayıpları gibi saydıkları için çeşitli etkilere, yollara başvurmak suretiyle RP’nin millete yaptığı büyük hizmetleri engellediler. Böylece RP de yine bizim inancımıza göre tamamen yasalara aykırı olarak, yasalar iptal edilmek suretiyle, hukukun arka taraflarından dolaşılarak maalesef kapatıldı.

Bunun arkasından hepinizin bildiği gibi 17 Aralık 1998 tarihinde Fazilet Partisi kuruldu ve Fazilet Partisi hızla yurt sathında teşkilatlandı. 14 Mayıs 1998 tarihinde RP’li milletvekillerinin Fazilet Partisine girmesiyle FP, Milli Görüş’ü temsil eden ülkenin en büyük partilerinden biri oldu. Bütün engellemelere rağmen, aleyhteki propagandalara rağmen, yapılmış olan 18 Nisan 1999 seçimlerinde, mahalli seçimlerde %24 oy alarak en büyük parti oldu ve siyasi seçimlerde de yapılan propagandalar yüzünden %16 oy alarak yine ülkenin en büyük partilerinde birisi olduğunu ortaya koydu. FP döneminde milletimize çok önemli, çok başarılı hizmetler yapıldı. FP, insan haklarını korumak için yapmış olduğu mücadele bahane edilerek, hızla gelişmeye namzet olduğundan dolayı kapatıldı.

Bunun arkasından Saadet Partisi tam 20 Temmuz günü, Kıbrıs Barış Harekatı günü kuruldu ve şimdi Milli Görüş, Saadet Partisi dönemini yaşamaktadır.

Kurtuluş ve Saadet Ancak Milli Görüş İle Mümkündür !

Matematik İspat
İnsanın saadete ulaşabilmesi için şu beş şartın olması gerekir:

? Huzur ve Barış

? Hürriyet

? Adalet

? Refah

? İzzet, onur, saygınlık.

Bu beş şart, insanların ve toplumların saadetleri için hem gerekli hem de yeterlidir. Bunlar varsa insan mutludur, bunların bir tanesi eksikse saadet gerçekleşmez. Tablo I’de insanın saadetinin gerçekleşmesinin ancak Milli Görüşle mümkün olabileceği, taklitçi zihniyetlerle saadetin sağlanamayacağı matematik olarak gösterilmektedir.

ALPARSLAN KUYTUL (FURKAN VAKFI) TEHLİKESİNE DİKKAT! 12/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, HABERLER.
Tags: , , , , , , , , , , ,
17 comments

5455_121036574650_116644614650_2171121_5709942_n

Son günlerde internette Furkan vakfının kurucusu olan Alparslan Kuytul adlı bir şahsın videoları dolaşmaktadır. Bu şahsa ve vakfına karşı müminleri uyarmayı bir kardeşlik vazifesi olarak görüyoruz. Bilindiği üzere Ehli Sünnet dışı sapkın görüşlere sahip kişiler hakkında tehlikesinden sakındırmak için uyarmak gıybet kapsamına girmemektedir.
Son zamanlarda Cübbeli Ahmet Hoca’nın da vesilesiyle, Ehli Sünnet karşıtı sapkın görüşlere sahip bir çok sözde hocanın foyası meydana çıktığı sizce de malumdur. Y. Nuri Öztürk, M. İslamoğlu gibi Ehli Sünnet dışı sapkın görüşlere sahip şahısların pilinin bitmekte olduğunu anlayan bir takım karanlık çevreler piyasaya Alparslan Kuytul gibi yeni tehlikeler sürmekte ya da bunları memnuniyetle desteklemektedir. 

Allah Resulu (sallalahu aleyhi

vesellem) buyurdular ki, “Müminin firasetinden (derin kavrayış) sakınınız. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.”

Peki bu firasetle baktığımız zaman Alparslan Kuytul’dan neden uzak durmalıyız?

  1. Alparslan Kuytul gerçek anlamda bir ilim sahibi değildir. Herhangi muteber bir Ehli sünnet aliminden icazet almış değildir. Sözde rabbani tarz adı altında kendi kuruntularını insanlara ilim diye yutturmaktadır. Yani herhangi bir İslami kaynakla bağlantısı yoktur, ipi kopuktur. Bu noktada el-Ezher mezunu olduğunu hatırlatanlara şunu söyleriz. El-Ezher Ünivertesi Osmanlı’nın son zamanlarında masonların kurduğu, Abduh gibi sapıkların rektör olduğu, zalim Mısır yönetiminin etkisi altındaki bir fitne yuvasıdır. Yani Ehli Sünnet nazarında muteber bir ilim merkezi değildir. Hatta öyleki bu üniversite Fransa’daki başörtüsü yasağının sürmesi için Fransa devletine fetva verecek kadar da alçalmıştır.
  2. Malum olduğu üzere şeytanın şöyle bir yöntemi vardır; yanlış, sapkın bir şey söyleyeceği zaman bu yanlışın yanına 9 doğru katar da öyle söyler. İnsanlara 9 doğrunun hatrına 1 yanlışı kabul ettirir. Oysa ki doğruları muteber kaynaklarda bulmak zaten mümkündür. Hatta Peygamberimiz Tevrat ve İncil de bazı doğrular olmasına rağmen tahrif edildikleri için o kitapları okumayı yasaklamıştır. Furkan vakfının internet sitesindeki öncü şahsiyetler bölümünde de görüleceği üzere
    (http://www.furkanvakfi.net/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=16&Itemid=57 ) Alparslan Kuytul müminlere örnek olarak İbni Teymiye, İbni Kayyım, Seyit Kutup ve Mevdudi gibi şahısları göstermektedir. (Tepkiler üzerine bir ara İbni teymiye ve talebesi ibni Kayyım bu bölümünden kaldırılmış ancak diğerleri durmaktadır ancak bunun ne niyetle yapıldığu meçhuldür.) İbni Teymiye Allah’ı (haşa) yaratılmışlara benzeten, Kuran ’da açık ayetler olmasına rağmen cennet ve cehennemin sonsuz olduğunu inkar eden bir kimsedir. 

    َالِدِينَ نَصِيرًا فِيهَا أَبَدًا ۖ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren). Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.(Ahzab 65)

    Nedense başka alim yokmuş gibi İbni Teymiyeyi ısrarla savunanlar acaba neye hizmet etmeyi amaçlamaktadırlar?

    Seyit Kutup ise mezhepsizdir. Mevdudi’nin ise şia sempetizanı ve sahabe düşmanı olduğu ilim sahibi herkesce malumdur. Mahmud Efendi hazretleri (k.s.) “Seyid Kutup ve Mevdudinin kitaplarını okuyanlardan razı değilim” buyurmuşlardır.

  3. Alparslan Kuytul kunuşmalarında çalgının günah olduğunu söylemesine rağmen söz konusu Alparslan Kuytul’un kişiliğini övmek olunca (abartılı bi şekilde) Furkan vakfının internet sitesinde (http://www.furkanvakfi.net/index.php?option=com_content&view=article&id=1263:hocaefendiden-goeruentueler-2&catid=108:secme-goeruentueler&Itemid=228 – sinevizyon daha sonra bu linkten kaldırılmış ama nereye taşınmış bilmiyoruz, zaten sitede ve vakıfta müzik kullanmakta hiçbir beis görmediklerini göreceksiniz-tiyatro vs.) her türlü müzik aletinin kullanıldığı sinevizyonlar mevcuttur. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… Yani hedefe giden her yol mübahtır anlayışı…
  4. Yine bu şahıs onca Ehli Sünnet alimini hiçe sayarak siyasetin, belli kademelere gelerek devleti yönetmenin, bunun için mücadele etmenin haram (belki de küfür) olduğunu, kaymakam olmanın bile caiz olmadığını savunmaktadır. Oysa ki yine bu şahıslar devletin izni ve kontrolünde vakıf kurmakta ve T.C. kimliği taşımaktadırlar. Eğer tutumlarında samimi iseler ellerine silah alıp dağa çıksınlar. Cihadın edebiyatını yapmakla mücahid olunuyorsa vay halimize… Bu gibi kuruluşların faaliyetleri ancak gürlemekten ibarettir, bir damla yağmurları yoktur. Yok eğer bu zamanda ve zeminde cihad tebliğle olur diyorlarsa; onun en alasını İsmailağa-Nakşi-Halidi kolu gibi tarikatlar, Cübbeli Ahmed Hoca gibi hocalar, Milli Görüş kuruluşları gibi kurumlar yapmaktadır. O zaman müslümanların gücünü dağıtmayı bıraksınlarda bu köklü merkezlere destek olsunlar.

    Allah resulu (sav) buyurdular ki; “Zamanın imamına biat etmede

    1. n ölen cahiliye ölümü üzere ölmüş olur. Allah’ın (cc) rahmeti cemaat üzerinedir. Cemaatte rahmet ayrılıkta gazap vardır.”

     

  5. Bir konuşmasında haddini aşarak Ehli Sünnetin Kalesi olan Cübbeli Ahmet Hocamıza dil uzatması ise rengini iyice belli etmiştir. (http://video.yahoo.com/watch/5744844/15047144) Zira bir kişinin Cübbeli Hoca’yla uğraşması için Ehli Sünnet vel Cemaat’in tertemiz yoluyla bir problemi olması gerekir! ALPARSLAN KUYTUL BİZİM MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZDİR, İMANINDAN DOLAYI KENDİSİNİ SEVERİZ. AMA MÜMKÜNSE MÜMİNLERE ÖNDERLİK YAPMA İŞİNDEN VAZGEÇSİN! HER ÖNÜNE GELEN HOCALIK DA YAPAMAZ LİDERLİK DE. KENDİSİ BİR İLİM ADAMI CİDDİYETİNDEN UZAK BİR KİMSEDİR. HELE CÜBBELİ HOCA HAKKINDAKİ O TUZAK SORUYA CEVAP VERİP CÜBBELİ HOCAYI KARALAMASI, SATAŞMASI BUNU KESİN BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYMUŞTUR!

Tüm bunlardan 2 sonuç çıkmaktadır; ya bu şahıs yeni bir 28 Şubat aktörüdür, ya da aşırı derecede kendini beğenmiş bir megolamandır. Daha önceki sapık hocaların da çıkışlarında aynı yöntemin uygulandığını hatırlatır, kardeşlerimizin bu yeni duruma karşı tedbirli olmaları gerektiğini belirtiriz. Sonra pişmanlık fayda vermeyebilir. Günah bizden gitti…

Ek Yazı 1 (MGM)

Parti ile Cözüm olduguna İnanmayan Alparslan K.

1- Adana Anadolu Genclik dernegin de (mahalle tems.) gittiniz. Siyasetle olmaz peki neden Siyasi parti ile yakınlıgı bulunan kuruluslara irtibat kuruyor ve ziyeretlerde bulunuyorsunuz.

2-Adana Kalem vaklfında yapılan ortak yapılması planlanan güclü bir Irak mitingi icin Adana da bulunan vakıfların derneklerin ve cemaatlerle ortak mitinge katılma da istisare de cıkan karara uymadınız. ve kendi cemaaatiniz e isim üzerinde anlasamadık dediniz.yoksa istisareye de mi tarafsızsınız.

3- Bir cok sohbetlerinize katıldım orada akp ve devlet aleyhinde konusuyorsunuz. akp nin politikjalarını elestiriyorsunuz 2002 ve 2007 secimlerinizde Akpnin musahit ve sandık yönetim kurulu üyesi Furkan vakfınızın adamlarından cıktı.

3-A) Bir sohbetinizde bulundugumda orada söyle demistiniz hayatımda kıldıugım en güzel namaz mısırda İhvan-ı müsliminle demistiniz. ihvanı müsliminin mısır ( firavun ) sisteminde bir cok milletvekili vardır siyasi olarakta partileri vakıfları yardım kurulusları vardır.bir cok cevreden ıhvanı müslimin icin mısır milli görüsü denmekte iken sohbetlerinizde de bolca bahsediyorsunuz.

4-hadi türkiyede ki siyasi hareketleri desteklemiyorsunuz. Peki internet sayfalarınızda Hiz-but tahrir i destekliyorsunuz. tahrir’in Türkiye sorumlusu ( temsilcisi ) Hiz-but tahririn siyasi fikri v.s v.s v.s hareket oldugunu basın a acıkladı. siz simdi kendinizle celisiyorsunuz.

5-Furkan vakfının zayıf oldugu illerde diger vakıflarla beraber hareket ediyorsunuz. Vakfınızın güclü oldugu illerde neden diger cemaatleri yok sayar davırlar icerisindesiniz.

6-Dinde siyaset yok söylemleri ile taraftar toplayıp sonrada siyasi alanda temsil güc ve memuriyet kazanıyorsunuz.

7-Teskilatınızı kurdugunuz yıllarda Milli Genclik Vakfında Bulunan Abilerden cok destek aldınız bugun helen icerinizde bir cok insan eski mili genclik vakfı ve Anadolu genclik derneginden ikin siz onlar aleyhinde konusuyorsunuz.

8-Soru sormak icin verdigim soru kagıdı nicin size hic ulasmadı arkadslarımın yolladıgı sorulara cvp alamadın kursunun kenarında oturan arkds neden soruları okluyor ve onun ön gördügü sorular sıze geliyor.

9-Milli Görüs hakkında ne dusunuyorsunuz sorusuna hic cvp alamadım sizden.

 

10- Bu arada Milli Görüs bir idoloji degildir. İslam Görüsüdür.

Ek Yazı 2

DEVLET BİZİM REJİM ONLARIN MÜHİM OLAN DEVLETE ZARAR VERMEDEN REJİMİ DÜZELTMEKTİR. ZİRA DEVLET MİLLETTİN TA KENDİSİDİR!

BU DÜZEN TAĞUTİDİR DİYEREK SİYASETTEN VE MİLLİ GÖRÜŞTEN UZAK DURMA BAHANESİNİ (KILIFINI) BULANLARA BAZI TAVSİYELERİMİZ

O halde Alparslan Kuytul beyefendiye ve onungibi düşünenlere büyük görevler düşüyor .
-1,5 milyar islam aleminin bir araya gelmesi ALLAH(CC) ın emridir hemen toplayın .

-Düşmanın silahı ile silahlanmak ALLAH (CC) ın emridir ,buna göre teknolojiden ekonomiye ve her türlü alanda silah olarak kullanılacak ne varsa icat ve imal edin ,kafanıza yiyeceğiniz nükleer bombalara karşı sizlerde daha mükemmel silahlar yapın

-İslam coğrafyasında akan kanları durdurun .Faiz zulümdür engelleyin

-Tağuti düzenlerde zina ,içki ,kumar ,fuhuş ve her türlü melanet yasaldır müdahale edin .

-Madem ki bu düzen tağuti bir düzendir ,o halde bu düzene bağlı tüm kamu kurumları da onun bir şubesidir .Bu nedenle çocuklarınızı okullara göndermeyin.
-Vergi dairelerinde ,bankalarda hiç bir işiniz olmasın , bir velayet ve hukuk davası söz konusu olduğunda tağutun mahkemelerinde hak aramayın .

-Başta kimlik kartlarınız olmak üzere iptal edin ve hemen bu ülkeden hicret edin .Kurulu düzeninizin bozulması endişesine asla kapılmayın

-Tanımadığınız ve ömrünüzde görmediğiniz insanların islami yaşantıları hakkında bilmeden zan üzere yorum yapmayın .

-Siyonizm ve siyonistler üzerine ve tüm dünyada adaleti sağlayacak tedbirleriniz nelerdir ?Milli Görüş camiasının ortaya koyduğu gibi net ve somut örnekleri detaylı olarak bize de yazın .

-Hangi cemaata ve hangi lidere bağlıysanız onu da açık açık yazın .

-Bütün dünya insanlığının ve insanların başına debelleşmeş olmuş devletler üstü sionist şeytan şebekelerini yok edin ( yok etmekten vazgeçtik projelerinizi detaylı olarak bu güne uyarlayıp netleştirin ) bizde sizi alkışlayalım olurmu sevgili tek başına mücadele etmekle yetinen kardeşlerim?

Bir kez daha hatırlatmakda fayda görüyorum .İlim ve islami esaslara dayalı ,insanların ihtiyaçlarına uygun ve uygulanabilir bölgesel projeler ortaya koymuş olsak bile bu fazla bir şey ifade etmeyecektir .Çünki ya bütün dünya düzenini değiştirip düzeltecek imkan ,iktidar (muktedir ) ve alt yapı oluşturulması gerekmektedir ya da aksi halde bir köyü dahi dönüştürecek proje ve oluşumlara siyonist düşünce sahipleri ve işbirlikçileri izin vermeyeceklerdir . İşte bu nedenle vakıf ,dernek ,parti ve hükümet planı ile sınırlı değil dünya çapında düşünüp değerlendiren ,dengeler kurabilen yüksek bir beyine ve gerçek bir lidere ihtiyaç vardır .Vakıf ,parti ve hükümet gibi araçlar da bu amaç için kullanılmalıdır .Sömürü ve sindirme üzerine kurulu Batı medeniyeti ve bunların kumanda merkezi olan siyonist zihniyet ve bunların güdümündeki işbirlikçi hükümetler şeytanın başarısında büyük bir rol oynamaktadır .ABD ve AVRUPA devletleri kalkınmışlığının temelinde asırlar boyu Afrika ve Asyanın yağmalanan zenginlikleri ile mazlumların ve de müslümanların alın teri bulunmaktadır .Onlar siyonist ve emperyalist düşüncelerinin idamesi için NATO gibi askeri kuruluşlarıı ,BM ‘ler gibi haksızlık dağıtan kuruluşları ,Dünya bankası ve İMF gibi sömürü kuruluşlarını AB gibi ortak pazarlarını ,euro ve dolar gibi ortak para birimlerini oluşturmuşken 1,5 milyar islam alemi ve mazlum haklar dağılmışlığın ve ezilmişliğin pençesinde kıvranmakta dünyanın her yerinde müslüman ve mazlum kanları akmaktadır .Öyle ise
1- İslam birleşmiş milletleri
2- İslam ortak savunma paktı
3- İslam ortak pazarı
4- İslam ortak para birimi
5- İslam eğitim ve işbirliği kurmadan bu dertlerden kurtulmak ve bozuk dünya dengelerini rayına oturtmak mümkün olmayacaktır .İşte bu işleri planlayan ,projelendiren ,başlatan ve başaran bir lider olmalıdır .Bu lider de Allah ‘ın bu ümmete bir lutfü olarak hemen yanı başımızda durmaktadır .Büyük dava önderlerinin kıymetini anlayamayanlar onların hayat boyu hazırladıkları alt yapının ve mücadelelerinin gerçek değerini yıllar sonra bile olsa eninde sonunsa anlayacaklardır…

Klavye Mücahitleri [http://www.facebook.com/KLAVYEMUCAHIDLERI]

http://www.facebook.com/photo.php?pid=14812817&id=235012790716&fbid=10150272528025717&ref=mf

Sonsöz: Hak geldi, batıl yok oldu! Batıl yok olmaya mahkumdur.(İsra 81) Bu metni arkadaşlarınızla paylaşın…

” ALPARSLAN KUYTUL (FURKAN VAKFI) TEHLİKESİNE DİKKAT! ” grubuna katılmak için Facebook yazısının üstüne tıklayın.

ALPARSLAN KUYTUL (FURKAN VAKFI)

TEHLİKESİNE DİKKAT!