jump to navigation

Recai Kutan’a çirkin fitira 10/10/2010

Posted by Abdullah FURKAN in DİN NASİHATTIR, EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, HABERLER, MİLLÎ GÖRÜŞ, MİLLÎ GÖRÜŞ, NECMETTİN ERBAKAN, SİYASET.
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
add a comment

Malumunuz ara ara ortalıkta dolanan çirkin bir iftira var. Güya muhterem Recai Kutan peres katiliyle kadah tokuşturmuşmuş… Delili de alttaki resimmiş.. El-İnsaf! İnsanda biraz utanma, arlanma olur, Allah korkusu olur! Hiç mi bu işin ahiretini düşünmezler bu resimleri yayarken..

Resimin fotomontaj olduğu çok açık! Bi kere perese ait olduğu idda edilen elle, peresin gövdesi arasında bağlantı yok, uyum da yok! Hem de arada karar(t)ma var… Üstelik peres sözkonusu tarihte değil (Recai Bey’in Fazilet Partisi Genel Başkanı olduğu tarihte) 92-95 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapmış! Yani? Yanisi; YUH!

Muhterem Recai Kutan idda ve iftiraların aksine hala Millî Görüş davasında Erbakan Hocamızla birlikte hizmet etmektedir.

Resme tıklayarak, büyük boyutta görebilirsiniz.

Reklamlar

NE PAHASINA OLURSA OLSUN HAKKI SAVUNMAKTAN ASLA VAZGEÇMEDİLER… 11/03/2010

Posted by Abdullah FURKAN in EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, Fotoğrafları, HABERLER, HAYAT, MİLLÎ GÖRÜŞ, MİLLÎ GÖRÜŞ, NAKŞİBENDÎ, NECMETTİN ERBAKAN, SİYASET.
Tags: , , , ,
2 comments

Erbakan Hocamız & Cübbeli Hocamız

SAADETLİ BAŞKANIN KOYDUĞU İÇKİ YASAĞINI AKP’Lİ BAŞKAN KALDIRDI ! 07/11/2009

Posted by Abdullah FURKAN in HABERLER, SİYASET.
Tags: , , , , , , ,
add a comment

Araklı’daki içki yasağının AK Partili belediye başkanı Recep çebi tarafından kaldırılması yerel ve ulusal basında büyük yankı uyandırdı. Sabah Gazetesi’de haberi köşesine taşıdı.
Araklı’daki içki yasağının AK Partili belediye başkanı Recep çebi tarafından kaldırılması yerel ve ulusal basında büyük yankı uyandırdı. Sabah Gazetesi’de haberi köşesine taşıdı.

üçTrabzon Araklı da, Saadet Partili belediyenin iki dönem uyguladığı içki satış yasağını, AK Partili yeni başkan kaldırdı. Araklı da iki dönem SP den belediye başkanlığı yapan Ümit Çebi, koltuğa oturur oturmaz ilçedeki 7 içki satış bayisini, 3 meyhaneyi ve kumar oynanan 4 işyerini kapatmıştı. Çebi, ayrıca belediyeye, içki satış bayisi veya meyhane açma ruhsatı almak için başvuranların taleplerini de sürekli reddetti. Son yerel seçimlerde SP den yeniden aday olan Ümit Çebi kaybetti ve koltuğu uzaktan akrabası olan AK Partili Recep Çebi ye bıraktı. Yeni başkan Çebi nin göreve gelmesiyle birlikte “içki ruhsatı vermeme” geleneği de yıkıldı. Çebi, 10 yıl aradan sonra ilk kez bir içki satış bayisinin açılmasına izin verdi.

İSTEDİ, VERDİK
Yasaklarla bir yere gidilemeyeceğini bildiği için bu kararı verdiğini belirten Başkan Recep Çebi, “Vatandaş içkili yer açmak için bize dilekçeyle müracaat etti. Biz de bu konuyu mecliste görüştük. Meclis kararıyla Rize Caddesi üzerinde içkili yer açılması yönünde karar aldık. Vatandaşlar istedi, ben de bu kararı aldım” dedi. Araklı nın eski belediye başkanı Ümit Çebi ise konuyu yargıya taşıyacağını söylemekle yetindi.

İran “ayrılık” dizisi için nota verdi. 07/11/2009

Posted by Abdullah FURKAN in HABERLER, SİYASET.
Tags: , , , ,
add a comment
Türkiye ile İsrail arasında krize neden olan ‘Ayrılık’ dizisinin İran’la Türkiye arasında da gerginliğe neden oldu. Dizinin oyuncu ve teknik kadrosunun çekimler için gittiği İran’da, kaldıkları otelin parasını ödemeyince İran, Türkiye’ye nota verdi.

Dizinin yapımcısı Çağla Reklam Prodüksiyon Hizmetleri Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’daki çekimler için Adeka Turizm Havacılık ve Organizasyon Şirketi ile anlaştı. Ekip, 2009 başında gittiği İran’ın Tebriz kentinde Otel Gostaresh’te konakladı. Çekimlerin bitiminde 13 bin 480 dolar tutan konaklama ücretinin 3 bin 500 dolarlık bölümünü ödeyen ekip, kalan 9 bin 980 doları daha sonra ödeyeceklerini beyan ederek İran’dan ayrıldı. Ancak yapılan tüm görüşmelere rağmen şirket konaklama ücretini ödemeyince devreye İran Dışişleri Bakanlığı girdi.

TRT “Bizi bağlamaz”

İran’ın notası üzerine Dışişleri Bakanlığı İkili Kültürel İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Namık Güler Erpul, 8 Mayıs’ta resmi yazı ile TRT Genel Müdürlüğü’nü uyararak, Türkiye’nin itibarı için söz konusu miktarın hemen ödenmesini istedi. TRT’nin bu yazı üzerine uyardığı şirket de borcunu 11 Mayıs’ta ödedi. Yapımcı firma, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’daki otel ve uçak transfer paralarını ise Adeka Turizm’e ödememekte direnince davalık oldu. Adeka Turizm Genel Müdürü Kerem Buldular “Yaklaşık 85 bin TL’lik alacağımız için yapımcı firma ile mahkemeliğiz” dedi. TRT yetkilileri ise iki şirket arasındaki sorunun kendilerini bağlamadığını belirtti.

Ayrılık’a sansür

“AYRILIK-Aşkta ve Savaşta Filistin” dizisinin ikinci bölümü, geçtiğimiz salı yayınlandı. Gazze’de Dökme Kurşun Operasyonu sırasında yaşananları ekrana taşıyan, ancak İsrailli askerleri ‘çocukların üzerine bilinçli şekilde ateş eden, sivilleri hedef alan kana susamış askerler’ olarak gösterdiği gerekçesiyle İsrail ve Türkiye arasında diplomatik krize neden olan dizinin ikinci bölümüne, alınan tepkiler üzerine sansür uygulandığı iddia edildi. Yapımcı Selçuk Çobanoğlu, bu bölümde bazı savaş sahnelerinin TRT tarafından kesildiğini öne sürdü.

TRT Sansürledi ve Ayrılık’ Dizisi İsrail’e Yenildi ! 07/11/2009

Posted by Abdullah FURKAN in HABERLER, SİYASET.
Tags: , ,
add a comment
12850_164604704650_116644614650_2566100_4023538_nİsrail ile Türkiye arasında krize yol açan ve günlerce üzerinde tartışılan Ayrılık isimli dizi TRT tarafından sansürlendi.

Dizinin yeni bölümünde ekrana gelen bir uyarı dikkati çekti

Dün akşam tüm gözler, geçen hafta TRT 1’de yayımlanan ve İsrail’in yüzlerce Filistinliyi katlettiği Gazze işgalini anlatan “Ayrılık” dizisinin yeni bölümündeydi.

Herkes merakla İsrail’in baskıları karşısında dizinin yayından kaldırılıp kaldırılmayacağını merakla beklerken, dizinin yeni bölümü ekranlara geldi.

Ancak dizinin başında ekranda yer alan uyarı dikkatleri çekti. Uyarıda, “Bu dizideki olaylar ve kişiler hayal mahsulü olup gerçek olaylan ve kişilerle ilgisi yoktur” yazısı yer aldı.

TRT YENİ BÖLÜMÜ MAKASLADI İDDİASI

Ayrıca TRT’nin dizinin yeni bölümünü makasladığı iddia edildi.

Habertürk’e konuşan yapıcı Selçuk Çobanoğlu, dün gece yayınlanan bölümde bazı savaş sahnelerinin kesildiğini açıkladı. Çobanoğlu, ‘Biz diziyi çektiğimiz gibi verdik, yayın aşamasında insiyatif TRT’nindir’ diye konuştu.

Yönetmen Onur Tan da dizide bazı sahnelerin makaslandığını doğruladı.

ÇIKARILAN BÖLÜM

Birinici bölümde çocuklarının katlediğildiğini gören Filistinli aile, ikinci bölümde İsrail kontrol noktasına gidip intikam almak istiyor. Buna karşılık İsrailli askerler de Filistinlilere müdahale ediyor ve silahlı çatışma çıkıyor. Bu ve benzeri bir kaç sahne TRT denetiminden geçmedi.

Coca Cola Böceği [Coca Cola’nın Hammaddesi Olan Böcek…] 07/11/2009

Posted by Abdullah FURKAN in HABERLER.
Tags: , , , ,
7 comments
Türkiye’de hatta, dünyada ilk kez *15 Eylül 2006* günü Coca-Cola’ya karşı,
içeriğini açıklaması için Antalya Tüketici Mahkemesinde dava açıldı…

Açılan davada, merkezi Atlanta’da olan ve *1886* yılında Eczacı Dr. John S.Pemberton tarafından faaliyete geçen Coca-Cola, 120 yıllık geçmişi ile *”dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam”* dediği sırını açıklayacak mıydı? 19 Mart 2007 tarihinde açılan davanın 3. duruşması yapıldı.

Sıkı durun şimdi. Bu *”dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam”* denilen gizli sır açıklandı ama Türkiye’deki ve dünyadaki çoğu basın-yayın organları çok fazla ciddiye
almadı.”O büyük bir kuruluş, uğraşılmaz” anlayışı, davanın nedenlerini mercek altına alınmasına engel oldu.

Ne de olsa Coca-Cola’nın büyük oranda reklam bütçesi vardı.

İstedikleri her türden *değerler* ile oyun oynayacaklar. Ayıbı kendileri yapacak, fakat siz yalnızca tüketici olacaksınız. Sesinizi çıkartmayacaksınız. Soru sormayacaksınız.

İşte Coca-Cola’nın gizli sırrı.

Coca-Cola özütü diye gizli tutulan formül aslında bir böcek çeşidinin (Cochineal) ezilmesi ile elde edilen sıvıdır.

Cochineal; Kanarya adalarında ve Meksika’da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir.

Kaktüs bitkisine kene gibi yapışarak hayatını sürdürür.

Kaktüsteki böcek larvaları!!!!!

Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur.Veeee

Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır…..

Ezilmiş bir Cochineal böceği ve suyu çıkarılmış bir sürü böcek. Bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir boya pigmentine Karmin denir.

Pazarlama aşamasındaki cochineal.

Cochineal kurutulmuş hali… Kuru üzüm gibi demi, ama bu böcek kurusu!!!

Köylüler tarafından kurutulmuş ve dövülmüş Cochineal

Köylüler;kendi ihtiyaçları için Aztekler’den kalma klasik yöntemlerle, böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan, “carmine” i üretirler.

Aztekler ve Latinler, böcekten elde edilen bu boyayı, ip boyamada kullandılar.

Carmine Pigmenti…..

Ve ezilerek suyunun çıkarılmış hali.

İşte bütün kolaların özütü bu. Markası önemli mi?

Önce Hindistan Yüksek Mahkemesi, Cola’nın sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle yasaklanması yönünde bir adım attı. Arkasından Letonya’da ilköğretim okullarında Coca-Cola ve Pepsi yasaklandı. İngiltere ve Ukrania’da bazı okullarda yasaklandı.

Ülkemizde de özel olarak İstanbul Gösteri Sanatları Merkezinde de yasaklandı.

Şimdi yazacağım hikaye ne derece doğru bilmiyorum. Çünkü delil gösteremiyorum. 23 yıl kola fabrikasında çalışan birisinin naklettiği iddia edilen bir hikaye.

malumunuz kola denilen içeceğin en temel hammaddesi meyan köküdür ve meyan kökü ile beslenen canlılar arasında fare de bulunmaktadır. büyük şirketler tonlarca üretim yaptıkları için kepçelerle toplamaktadırlar meyan köklerini. Tonlarca topladıkları için de fareleri ayıklamaya uğraşmamakta, daha doğrusu uğraşamamaktadırlar.

Bu yüzden de meyan köklerini içindekilerle beraber preslemekte. Sadece kalan deri, ayak, bacak parçalarını elekten geçirerek ayıklamaktadırlar.

Meyan köklerinin suyunun yanında farenin kanı, mide özsuyu vs. gibi sıvılar da karışmakta renk siyah olduğu için estetik açıdan bir sorun olmamaktadır.

Tabi kola üretimi yapan şirketin kimyasal yöntemlerle bunu sağlığa zararsız hale getirme ihtimali de var…

Bu olayı anlatan kişi çalıştığı 23 yıl boyunca bir bardak bile kola içmemiş. Sonrasını bilmiyorum.

Cochineal böceğinin suyu yani Karmin, Musevilerden ‘kosher sertifikasi’ alamadığı için ticari olarak önemli bir engelle karşı karşıya bulunmaktadır. Müslümanlarda da Hanefi fıkıh alimlerince haram olarak değerlendirilmektedir.

Hala içmek isteyenler varsa, bu bilgiyi kulak arkası yapabilirler. Ama, hiç değilse söz dinleyecek yaştaki çocuklarımıza kola yerine “halis” meyve sularımızdan, sütümüzden, ayranımızdan içirelim. Kolasız günlere…

Bundan sonra; su iç, soda iç, ayran-limonata iç….Ya da,ne yapalım…Cola da iç… Milyonlarca insan yanılmış olamaz…Milyonlarca böceğin yanılmadığı gibi…böccük

İbni Teymiyye’den Vehhabi ve Selefileri(!) Rezil Eden Nakiller! 12/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, HABERLER.
1 comment so far
1. Bütün mahlûkat Muhammed Mustafa (SALLALLAHU aleyhi vesellem) hürmetine yaratılmıştır.
Ibn-i Teymiyye Mevlâ’nin mahlukatı yaratmasından bahsettikten sonra Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’den bahsediyor ve onu methettikten sonra diyor ki : « Ve söyle dense inkâr edilemez : (mahlukatın) Hepsi onun hürmetine (ecline) yaratıldı ve O olmasaydı yaratılmazdı. » (1)

Arapça Metin;

5900_121365852357_116725287357_2528422_5680907_n

2. Mevlidi kutlamakta büyük ecir vardır.

Ibn-i Teymiyye diyor ki : « Mevlide tazim etmek ve onu bir bayram (mevsim) kabul etmek: bunu bazı insanlar yapıyorlar. Ve bu iste büyük ecir vardır. Güzel maksadına binâen. Ve Allah Resûlüne Sallalahu aleyhi veselleme tazim olduğu için. » (2)

Arapça Metin;

3. Salih insanlar bu âlemde meleklerden dahi çok tasarruf ve tedbir sahibidirler.

İbn-i Teymiyye’ye yöneltilen soruda âdemi (yani insan) olan ulemâ’nın birçok hususiyetleri olduğu söyleniyor, bunların arasında yaratılmışlara fayda verme, âlemin yönetimi (tedbiri) ve insanların rızkının onların sebebiyle geldiğini ve bunun gibi meleklerin evsafından olan hususiyetler zikrediliyor.

Ibn-i Teymiyye cevap veriyor : « Salih insanlar böyle şeylere sahiptirler, hatta daha fazlasına sahiptirler. » sonra şefaatten bahsediyor. Bu konuda önemli aslında, zira Peygamber olmayanların şefaatleri hakkında hadis zikr ediyor. Ve daha da acayibi su kelimeleri zikrediyor : « Aktâb », « Evtâd », « Agvâs », « Ebdâl », « Nucebâ » ! (3)

Arapça Metin;
22

4. Bazı ölüler kabirlerinde azap olunurken görülür, sesleri işitilir ve kabir azabındaki haller gözükebilir.

Ibn-i Teymiyye burada kabir ehlinin bazı görünen hallerini aktarıyor ve birçok kişi kabir azabına duçâr insanin sesini duydu vs. diyor. (4)

Arapça Metin;

33

5. Fenâ hâli tevhîdin hakikatidir.

Burada Ibn-i Teymiyye tamamen sûfî ıstılahını kullanıp Fenâ halini anlatıyor, üç kısma ayrıldığını anlatıyor ve manayı verdikten sonra diyor ki : « bu ise Allâh’ın Resulüyle gönderdiği tevhit ve ihlâsın hakikatidir ». Vs… (5)

Arapça Metin;
44

6. Ibn-i Teymiyye Levh-i Mahfuzdaki yazıdan haberdar.

Ibn-i Kayyim El Cevziyye burada hocası Ibn-i Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor. Birincisinde Tatarların Sam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor. Ama en önemlisi ikinci misal. Burada Ibn-i Teymiyye Tatarların kesinlikle maglub olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’den fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki : « Insaallâh de ! » O da cevap veriyor : « Tahkik için insaAllâh diyeyim ama buna bağlamıyorum » yani kesin olacağını biliyorum. Ve öğrencisi diyor ki : sonra söyle dedi : « Beni zorladıklarında dedim ki : çok konuşmayın, Allâh Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı ! ».

Ve dediği gibi oluyor. Ibn-i Kayyim bu tür ferasetlerin hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor. (6)

Bu sözü bir Sûfî dese ne der bu azgın selefiler?

Arapça Metin;
55

7. Sekr hâlindeki evliyâ söyledikleri sözler konusunda mâzurdur.

Burada Ibn-i Teymiyye Sekr, yani manevi sarhoşluk halini anlatıyor. Ve bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri Şeriat dışı sözlerinden bahsediyor ve bunlara günah olmadığını söylüyor ve diyor ki : « Bu kişiler hakkında söyle hükmedilir: kisinin akli haram olmayan bir şeyden gittiyse, o zaman ondan sudur eden yasak sözlerden ve fiillerden sorumlulukları yoktur. (7)

Arapça Metin;

66

8. Tasavvuf ve Sûfîler hakkındaki tutumu.

Burada Ibn-i Teymiyye bir grubun Tasavvuf ve Sufileri zemm ettiğini anlatıyor. Onları sünnetten ayrılmış bidatçi saydıklarını söylüyor. Başka bir grup ise bunları çok övmüş. Mahlûkatta onlardan iyisi yok demişler. Bu iki grup da yanlıştadır diyor. Ve devam ediyor : « Doğru olan sudur ki, onlar (sufiler) Allâh’in teatinde (ibadetinde) çok gayret ediyorlar. » Sonra da başka gruplarda da bu konuda gayret edenlerin olduğunu söylüyor. Ve Sufiler arasında mukarreblerin olduğunu, muktesitlerin olduğunu (bunlar eshâb-i yemindendir diyor), ictihad yapıp hata edenlerin olduğunu ve son olarak nefislerine zülm edenlerin olduğunu anlatıyor. (8)

Bugünkü Sapık Vehhabiler bu konuda ne diyorlar acaba? Tasavvuf deyince ağızlarından çıkan kelimeler hep ayni : Hurafe, Sirk, Müşrik, Müptedi’, Istigase, Tevessül, Haram, Bid’at, Tılsım, Hurafe vs… Baş rehberleri Ibn-i Teymiyye’nin anlattığı ilk gruba dahil olmuyorlar mı ?

Arapça Metin;

77

9. Ibn-i Teymiyye Sûfilerin mezarlığına gömüldü.

Bu kitapta Ibn-i Teymiyye’nin hayati anlatılıyor. Burada ölümünden bahsediliyor, kılınan 4 cenaze namazından bahsediliyor ve sonunda çok kalabalık insanların başları ve elleri üzerinde cenazesinin Sufiyye’nin Kabristanlığına götürüldüğü ve orada defn edildiği anlatılıyor. (9)

Arapça Metin;

88

Kabir Ehlinin olağan üstü halleri

İbn-i Teymiyye : ”Peygamberlerin ve Salih insanların kabirlerinde görünen kerametler harikulade olaylarda bu şekilde değerlendirilir. Mesela o kabre meleklerin ya da nurun inmesi, şeytanların ve hayvanların o kabre yaklaşmaması, o kabrin ve çevresindekilerin yangından korunması, o kabre komşu olan diğer bazı Mevtaların ŞEFAATE nail olması, bazı kimselerin o kabirlerin yanına defolunmayı istemeleri, o kabirlerin yanında bir dostluk ve huzur arayanlar, o kabirleri aşağılayanlara azap gelmesi gibi birçok hadise HAKİKATTİR.

Bunlar bizim ifade etmeye çalıştığımız mananın haricindedir. ALLAH’IN Peygamberlerin ve Salih insanların kabirlerine verdiği hürmet ve değer, oraya indirdiği rahmet, insanların birçoklarının vehmettiklerinden çok daha fazladır. Fakat burası, bunları izah etmeye mümkün değildir. (10)

Şeyh İbn-i Teymiyye Fetava’l Kübra adlı eserinde kendisine sorulan ”Peygamberimizle Tevessül etmek caiz midir” sorusuna cevabında şöyle demektedir:

”ALLAH’A hamd olsun! Peygamberimize imanla ,onu sevmekle,ona itaat etmekle,ona selatu selam getirmekle,onun kendi yaptığı ya da nasıl yapmamız gerektiğini bize anlattığı her türlü yolla tevessül edilebilir.O,bir kimseye Şefaat eder veya dua ederse o kimsenin bu Şefaat ve duayla tevessül etmesi bütün Müslümanların ittifakıyla caizdir!!!

İbn-i Teymiyye göre tevessülün şartları

İbn-i Teymiyye ”Kaidetün Celile fi’t-Tevessül ve’l Vesile” adlı eserinde :

”Ey iman edenler ALLAHtan korkun ve ona vesile arayın” ayeti kerimesi üzerine konuşurken s:5 şunları söyler :

”Vesile aramak ilk önce ALLAH’A iman ve peygambere ittiba tevessülünü ifşa etmiş kimseler için söz konusu olabilir. Peygamberimiz SALLAHu aleyhi vesellemin hayatında ya da vefatından sonra iman ve itaat ile tevessül etmek, gizli açık her yerde ve herkese farzdır. Deliller göstermektedir ki, hiç kimse her hangi bir mazeret ileri sürerek,bu iman ve itaat tevessülünden beri olamaz.

ALLAH’IN rahmetine giden ve azabından koruyacak olan iman ve itaat tevessülünden başka çare yoktur. Nebi SALLAHu aleyhi vesellem tüm mahlukatın Şefaatçisi, gelmiş geçmiş herkesin gıpta etmiş olduğu Makamı Mahmud’un sahibi,Şefaat yetkisi olanların makamı ALLAH katında olanların en yüce olanıdır.

Fakat onunla tevessül etmek, ancak ALLAH Resulünün Şefaat edip dua ettiği kimseler için söz konusu olabilir. Yani Peygamberimiz her kime dua etmiş ve Şefaat etmişse ancak o kimse, onun şefaat ve duasıyla tevessül etme hakkına sahiptir. Ashabı kiramın Onun SALLAHu aleyhi vesellem şefaat ve duasıyla tevessül etmesi ile kıyamet gününde herkesin tevessül etme arzusu bu yüzdendir..” (11)

Şeyh İbn-i Teymiyye, Peygamberimiz SALLAHu aleyhi vesellem’in hayatında yâda vefat etmiş, yanımızda yada gıyabında olması arasında bir fark olduğunu belirtmeksizin onunla tevessül etmenin caiz olduğunu söyler. Bu görüşlerini de Ahmed Bin Hanbel’e ve İz bin Abdusselamın Fetava’l Kübra adlı eserinde söylediklerine dayandırır.

İbn-i teymiyye şunları söyler : ”Peygamberimizle tevessül etmenin caiz olduğu,tirmizinin rivayet edip SAHİH kabul ettiği hadisten de anlaşılmaktadır. ALLAH Resulü bir adama şöyle bir dua öğretmiştir: ALLAHım! Rahmet Peygamberi Muhammedi sana vesile kılıyor ve senden istiyorum. Ya Muhammed! Ben ihtiyacımı gidersin diye seni Rabbime vesile ediyorum. ALLAHım onu bana Şefaatçi kıl” (12)

Teberrük hususunda

İbn-i Teymiyyenin teberrük hususunda ona bu soru sual edildiğinde :

”Bir kimsenin ”Ben falan adamın bereketi için bunu yapıyorum” ya da ”O buraya geldiğinden beri bir bereket hâsıl oldu” gibi ifadeler kullanması bir açıdan doğru bir açıdan yanlıştır. Bu sözler ”Bu zat bizi doğru yola ulaştırmış, bize hakkı ögretmiş, iyiliği emretmiş ve kötülükten sakındırmıştır. Ona tabi olmak ve sözünü dinlemenin bereketiyle hayırlı şey hâsıl olmuştur.” anlamında kullanılıyorsa, Medine ehlinin Nebi geldikten sonra iman ve itaat edip bereketlenmeleri gibi anlaşılır ki, o zaman bu söz doğrudur. (13)

Sahabe bu vesileyle, dünya ve ahiret saadetine nail olarak büyük bir bereket elde etmiştir.Bu açıdan her Müminin ona iman ve itaat etmesiyle dünya ve ahiretin iyiliklerinden yanlız ALLAHın bildiği nicelerini kast ederek Resulün bereketiyle bereketlendiklerini söyleyebiliriz.

Eğer bu sözlerle ”Onun duası ve salih bir insan olması vesilesiyle ALLAH bizden şerri defetmiş, bize rızık ve yardım etmiştir” anlamı kastedilmekte ise,aynı diğer mana gibi buda doğrudur.
Nebi sALLAHu aleyhi vesellemin buyurduğu gibi : ”Sizler ancak içinizdeki zayıfların duaları,namazları ve ihlasları sebebiyle yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz.” Kafir ve facirlere gelecek azap, aralarında bulunan azabı hak etmeyen müminler yüzünden çevrilebilir.

ALLAHın veli ve Salih kullarının bereketinden, insanları ALLAH’a itaate davet etmeleri ile onlara faydalı olmaları, insanlara dua etmeleri ve onlar sebebiyle oraya inen rahmet ile def edilen azap kast ediliyorsa, evet böyle bir şey doğrudur. Birisi bereketle bunu kast ediyorsa doğru söylemiş olur ve bu bir hakikattir.

Bu söz batıl ve yanlış bir anlamda da kullanılabilir.Şöyle ki : Eğer bir beldenin ehli ALLAHa itaat etmese de o belde de meftun bulunan falan kişi yüzünden Allah’ın onları gözettiğine inanıyor ve mahlukatı ALLAH’a ortak koşuyorsa bu büyük bir cehalettir. (14)

——————————————————————————–

Kaynakça;

1- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 11 sayfa 97:

2- Iktidâ-üs Sirât-il Mustekîm, sayfa 297 :

3- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 4 sayfa 379 :

4- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 5 sayfa 525 :

5- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 2 sayfa 370 :

6- Medâric-üs Sâlikîn, C. 2 sayfa 489 (Ibn-i Kayyim el Cevziyye)

7- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 10 sayfa 340 :

8- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 11 sayfa 18:

9- El ‘Ukûd-üd Duriye min Menâkib-i Ibn-i Teymiyye, sayfa 378 :

10- İbn-i Teymiyye ”İktizau’s Sıratıl Müstakim” s:374

11- Mefahim’den

12- Aynı Eser

13- Aynı Eser

14- Aynı Eser

Türkiye’de Ehl-i Sünneti kimler istemiyor? / M. Şevket Eygi 12/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, HABERLER, HAYAT, SİYASET.
add a comment
1. Başka bir mezhebe, fıkha bağlı bir Ortadoğu devleti.

2. Ehl-i Sünnet dışı bir mezhebe bağlı başka bir devlet.

3. Reformcular, dinde yenilik, değişiklik isteyenler.

4. Müslüman yerli oryantalistler.

5. Fazlurrahmancılar, Ankara ekolü.

6. Sekülarizmle İslâm’ı bağdaştırmak, uyumlu hale getirmek isteyenler.

7. Bir kısım militan Sabataycılar, Gizli Yahudiler.

8. Kemalistler, Ergenekoncular.

Bunların Ehl-i Sünnet aleyhinde çalışmaya hakları var da, benim Sünnî bir Müslüman olarak kendi mezhebim ve fıkhım için çalışmaya hakkım yok mudur?

Mezhep ve mezhepsizlik konusundaki yazılarım bazılarını çok üzüyor, çok öfkelendiriyor. Hattâ küfür edenler, ağır hakaretler savuranlar bile görülüyor. Müslümanların kendi aralarındaki ihtilaflı konuları, anlaşmazlıkları ahlâk, edep, terbiye, efendilik, kardeşlik, insaf ve adalet sınırları içinde olumlu bir şekilde tartışmaları ve müzakere etmeleri gerekmez mi?

Mesela, bazı mezhepsizlerin göklere çıkardıkları Kurtuluş Rehberi ilan ettikleri Efganî’yi ele alalım. Aykırı fikirleri olan bir zat “Efganî’yi tenkit edenler onun taharet bezi olamazlar…” demiş. Bu söz bir ilim adamına, ziyalı (aydın) bir Müslümana yakışır mı? Efganî gerçekten büyük, iyi, faziletli bir Müslüman ise bunu ciddî, ilmî bilgi ve belgelerle, tutarlı gerekçelerle isbat etmeye çalışsın.

Ben ne diyorum: Efganî azılı bir farmasondur diyorum. Şiî olduğu halde kendisini Sünnî, İranlı olduğu halde Afgan olarak göstererek din kardeşlerini aldatmıştır, herkesin ictihad yapması yönündeki fikri ve görüşü bozuktur, maceraperest ve aktivisttir, İran şahını onun bir yakını katl etmiştir, ihtilalcidir, bir İngiliz ajanı ile yakın ilişkisi vardır, Bahaîlikle alakası vardır… Bunlara niçin cevap verilmiyor da, taharet bezi edebiyatı yapılıyor?

Efganî’nin mason olduğunu söylemek iftira mıdır, hakaret midir? Bu gerçeği gizlememizi mi istiyorlar? Açıklanınca niçin sinirleniyor ve hakaret ediyorlar?

Benim yazılarım büyük Müslüman kütle içindir. Mezhepsizleri muhatap kabul etmem. Sevgili din kardeşlerimi uyarıyorum: Zamanımızın en büyük fitnesi mezhepsizliktir, fıkıh ve Sünnet düşmanlığıdır. Sahih hadîslerin ayıklanması büyük fitnedir. Bu ayıklanma işinde bir Cizvit papazının çalıştırılması büyük ihânet ve rezalettir.

Reformculuk, evcil ve ılımlı bir İslâm türetme çabaları İslâm ve Ümmet için en büyük tehlikedir.

Ehl-i Sünnet, bid’atleri, hurafeleri kabul etmez.

Bid’atler ve hurafeler elbette ayıklanacaktır. Lakin sahih hadîsler ayıklanamaz.

Ben bir Müslüman olarak dinde reformu, mezhepsizliği, hadîs ayıklanmasını, Kur’ân’ın heva ve re’y ile yanlış yorumlanmasını asla kabul etmem.

İcazetsiz, ehliyetsiz, reformcu ilahiyatçılara asla güvenmem.

Laik düzenin ilahiyat fakültelerinden, icazetli din hocası çıkmaz, genellikle oryantalist yetişir.

İslâm kültüründe ilahiyatçı kelimesi ve terimi yoktur. Ulema, fukaha, müfessirîn, muhaddisîn kelimeleri vardır.

İcazetsizlik büyük, vahim, öldürücü bir kopukluktur.

Diyanet her geçen gün bunların kontroluna, tesiri altına giriyor.

Mason masonluk, reformcu reformculuk için nasıl çalışıyorsa ben de Ehl-i Sünnet için çalışacağım. İtirazı olan, gerekçelerini belirterek edeple, terbiyeli bir şekilde tartışsın.

Bendeniz Ehl-i Sünneti savunmak için hiçbir yerden para almıyorum, herhangi bir maddî menfaatim yoktur.

Ehl-i Sünnet ve Cemaatin doğru yol olduğunu ilmelyakîn ve hakkalyakîn bildiğim için bu yazıları kaleme alıyorum.

M. Şevket EYGİ / Millî Gazete

Ramazan’ın Güzelliğine Yakışmayan Görüntüler / Mehmet Talu 12/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in DİN NASİHATTIR, HABERLER, HAYAT.
add a comment
Tesettürlü İslâm kadınları ve kızları yüce dinimizin hoşgörmediği, yasak kıldığı mekânlara gidip salına salına gezip tozmasınlar. İslâm kadınının haysiyet ve ismetini korusunlar.

Bir Ramazan çarşısında gecenin ilerleyen saatlerinde başı örtülü genç bir hatun, seller gibi akan kalabalık içinde çocuk arabasıyla bir bebeği gezdiriyordu. O saatte, o sel gibi kalabalık içinde minicik bir yavrunun ne işi var? Seller gibi akan kalabalık içinde rabıtalı giyinmiş bir tek kadın gördüm. Başını koyu renkli bir örtü ile örtmüştü. Sırtında çizgili, koyu renkli bir tünik vardı. Öteki tesettürlülerin kıyafetleri evlere şenlikti. En cırtlak pembeler, en berbat sarılar, maviler, yeşiller, eflâtunlar, kırmızılar, morlar. Karnaval kıyafeti gibi…

Yüce İslâm dininde zaruret olmadıkça açık yerlerde herkese göstererek yemek içmek yoktur. Bilhassa Ramazan çarşılarında ve etkinliklerinde ayakta, yürüyerek, herkesin içinde sucuk ekmek, kokoreç, börek, lahmacun yemek terbiyeli ve görgülü Müslümana yakışmaz.

Maalesef Ülkemizde son yıllarda, Ramazan aylarında dozajı her yıl artırılarak işlenen haram zeminler oluşturuluyor. Bu gayrımeşru zeminler Ramazan ayımızı ALLAH’a isyan fırtınasına dönüştürüyor. Ramazan ayına mahsus haramlar icat edilip, bir zümre çılgınca bu haramları “ibadet” telakki edip icra ediyor. Nedir bu haramlar? Bunların bir kısmını şöyle sıralamamız mümkündür:

l- Belediyeler ve bir kaç vakıf iftar çadırları kuruyorlar. Bu çadırlarda iftariyeler verilip sözüm ona “Ramazan etkinlikleri” düzenleniyor. Dinimizin asla tasvip etmediği kişi ve kurumlar, buralarda iftara müteakiben “sevab”ına konserler veriyorlar. Böylesine etkinliklere dini bir heyecan katılarak, gelenek kılıfına da sokularak çürümüş bir dönem eğlence ayı olarak topluma Ramazan aylarında yeniden dayatılıyor.

Ramazan ayı yaz mevsimine gelince bu şenlikler karnavala dönüşecek, zaten şimdiden dönüşmüş durumda. “Ramazan etkinlikleri” adı altında işlenen bunca “cinayet”ler farkındaysanız Ramazan ayını idrak etme tarzımızı bozuyor.

Ramazan ayı sosyal dayanışmanın tazelenmesi vesilesi olmalıdır. Bugünkü etkinlikler bu ayı yeni alışkanlıkların, bid’atlerin edinildiği bir aya doğru süratle götürüyor. Yeni bir “Ramazan ayı kültürü” ile karşı karşıyayız. Bu Ramazan ayını yaşama tarzımızı dinamitliyor. Bir takım çevreler:

-Hayırda bulunmak,

-Yoksullara yardım etmek,

-Açları doyurmak… gibi vecibeleri amaç olmaktan çıkarıp araç haline getirip gösteriye dönüştürüyor… Bu gidişatın eğlence içerikli olması bozuntuyu maalesef câzibeleştiriyor.

Yoksula yardımı ibadet bilenlerin tarzı muhtaçları teşhir etmemektir. Bunun için ecdadımız aşevlerini kuytu yerlere yerleştirirlerdi. Bunu gösteriş amaçlı yapanlar çadırlarını merkezi yerlere kurup, doyurma ve eğlenceyi bir araya getirerek, bu çadırları karnaval çadırları haline soktular. Böylece bu çadırlar tüketici ve eğlendirici cemaati oluşturdular.

Yeni nesil Ramazan ayını bu gidişle eğlence ayı olarak yaşayacağa benziyor. Ermeni ve Rumların icrası “Direklerarası” çılgınlığı 21’inci yüzyılda Müslümanların eliyle geri gelecek. Gidişat bunu gösteriyor.

Ramazan aylarında cami diplerinde müzik yayını, kadın-erkek camilere giriş izdihamı oluşması ve oluşturulması Ramazan ayına mahsus haramlardan bir diğeridir.

Yanlışlıkla icra edilen günümüz Ramazan çadır şenliklerinin getirdiği anlamsız eğlencelerin eski İstanbul azınlıklarının direklerarası eğlenceleriyle anlamdaş olması ne denli üzücüdür. Ramazan neşesini, cami içersinde yaşayan Müslümanlara karşılık, o dönemin İstanbul ekalliyeti denilen Rum, Ermeni ve Yahudi gayrimüslim azınlığı da kendilerini direklerarası tabir edilen eğlenceleriyle avutarak o günün hakim İslam kültürüne ayak uydurmaya çalışmışlardır.

Mehmet Talu Hoca Efendi / Millî Gazete

Bazı Nurcular neye Hizmet Ediyorlar? 12/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in EHLİ SÜNNET MÜDAFASI, HABERLER.
add a comment
Bir hizmet furyası ki almış başını gidiyor! Bu hizmet dedikleri icraatlar, kime ve nasıl yapılıyor? Bu hizmetin düsturu ve ölçüsü ney? Bu sorular uzayıp gider!

5900_122362952357_116725287357_2540892_430323_aŞimdilik görünen hizmetleri sıralayalım;

Hizmet, Türk Okulları açtırıp sonra güney Kore de olduğu gibi okullarda çalışan öğretmelerin CİA ajanı olduğu tespit edilince apışıp kalmak mı?

Hizmet, “Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” Demekmi?

Hizmet Papanın Elini Öpmek mi

Hizmet Filistin, Afganistan, Irak ve Çeçenistan göz önünde dururken hoşgörü çığırtkanlığı yapmak mı?

Hizmet, “Kadının başını örtmesi meselesi bir iman meselesi ölçüsünde önemli değildir. Allah’a karşı kulluk, umumi manada kulluk meselesi ölçüsünde önem arz etmez bunlar. Teferruata ait meselelerdir” Demek midir?

Evet, Bunlar Hizmet ama yanlış adrese! ALLAH’ a değil!

Bunlara göre; Teferruat olan sadece tesettür değildir! İslam ve Hıristiyanlık arasındaki “büyük ve derin” uçurumlarda teferruatmış!

Bunlara göre İslam Amentüsü ile İseviliğin Amentüsü arasında fark yokmuş!

İşte Fark olmayan Amentu!

1 — “Ben, yeri ve göğü yaratan her şeye kadir, baba Tanrıya inanırım. “

2 —” Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım.”

3 —” Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım.”

4 — Ve bakire Meryem’den doğana inanırım.

5– 6 — “Onun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne inanırım.“

7 — Cehennemlere indiğine inanırım.

8 —” Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım“

9 —” Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna inanırım“.

10 —” Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım.”

11 — Ruhu-l Kudüs’e inanırım.

12 —” Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. “

13 —” Azizlerin cemaatine inanırım “

14 —” Günahların affedileceğine inanırım. “

15 —”Vücudun tekrar canlanacağına inanırım.“

16 —”Ebedî hayata inanırım.“

Bu Sözler Allah’ın Arş’ını Titretmeye yetmez mi?

İşte, 27.01.1995 Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök’e verilen röportaj;

Kadınların başını örtmesi şart mıdır?

“Kadının başını örtmesi meselesi bir iman meselesi ölçüsünde önemli değildir. Allah’a karşı kulluk, umumi manada kulluk meselesi ölçüsünde önem arz etmez bunlar. Teferruata ait meselelerdir. Nitekim yani Allah’a iman meselesi ta Mekke’de efendimize tebliğ edilmiş. Namaz meselesi orada bize farz kılınmış, daha sonra zekât farz kılınmış. Ama tesettür, meselesine gelince biraz farklı. Zannediyorum peygamberliğin 16’ncı, 17’ncı senesinde Müslüman kadınların başları açıktır.

Ama geçmişte türban meselesi yüzünden toplum neredeyse birbirine girecekti. Siz bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Temel meseleler varken, teferruatın kavgasını vermek zannediyorum üslup bakımından yanlış. Onları öne çıkartmak bir yönüyle diğer meselelerin önemsizliğini bir yönüyle ifade etmek gibi bir şey olur. İnsanlar yine işin başına geçsinler, başlarını açsınlar, belli bir dönem sonra kapatsınlar demek de değildir bu yani. Ondan da farkı bir meseledir.

Dindeki başörtüsünün nereye konacağı meselesi çok iyi karlaştırılmalı evvela. Bir diğer yanı da birileri de bundan çok rahatsız olmamalı bence. Bu mozaik içinde toplumun bir kesimi olarak kabul edilmeli.

Yanlış hatırlamıyorsam ben, 1990’da falan bu türban olayı toplumu gerginleştirdiği zaman sizin mesajınız bu doğrultudaydı.

“Belki aynı şeyleri söylemişimdir. Teferruata boğulmayalım. Küçük şeylere büyük şeyleri feda etmeyelim. Yani başörtüsü eğer İslami öğretiler, İslami esaslar arasında dördüncü beşinci sırada bir meseleyse, bununla kavga ederek bir yönüyle belki imana müteallik meseleleri çok geri plana atıyoruz. Yani birinin imanı vardır. Namazı da vardır, belki hacca da gidiyordur.

Fakat bu meselede farklı düşüyorsa, bu insan bunu hiç kabul etmemezlik demek, işte dördüncü plandaki bir meseleyi birinci plandaki meselenin önüne geçirme demek gibi bir şeyler oluyor.”

İşte böyle buyuruyor bir Hoca Efendi!

Oysa Allah Teâlâ Şöyle buyurur;

Al-i İmran Suresi 7. ayet
هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ ءَايَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ

“Sana Kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.”