jump to navigation

OKUMA, ANLAMA, MUHAKEME BECERİLERİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPMAK GEREKİR? 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , ,
add a comment

ders_calismakOKUMA, ANLAMA, MUHAKEME BECERİLERİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPMAK GEREKİR?
• Okuma, ses sembol eşlemesinin yapılması doğrultusunda yapılan bir çözümleme işlemidir. Bu çözümleme işleminin doğru olarak gerçekleşmesi için,
— Seslerin farkındalığı,
— Harf dediğimiz, seslerin sembollerle ifade edilmesinin farkındalığı,
esastır. Bunlar geliştikten sonra okuma ve çözümleme becerileri de gelişecektir.
• Okuma – anlama becerisinin gelişmesi için aşağıdaki etkinlikleri yapmak yararlı olacaktır:
-Okuduğu kelimenin ne olduğunu bize tarif etmesini isteriz. “Masa” kelimesini okuduğunda, “dört ayağı olan üstüne bir şeyler koyduğumuz eşya” gibi bir tanımlama yapmasını isteriz. Böylece, paragraf veya okuma parçasından önce en küçük birim olan kelimenin anlamlandırılmasına çalışmış oluruz.
-Günlük hayattan varlıklar söyleyerek – koltuk, oyun parkı, güneş- bunların resmini çizmesini isteriz. Ardından da bunları yazmasını isteriz. Önemli olan anlam-kelime eşlemesini bu sayede yapabilmesidir.
-Herhangi bir yazıyı okuduğunda mutlaka bize geri anlatmasını isteriz. Eğer ilk okumada gerekli ayrıntıları veremiyorsa, mutlaka 2. ve 3. okumaları yapmalıyız. Çok defa okumakta sakınca yoktur. Sık okuma erken zamanlarda yapılmazsa, ileriki yaşlarda daha zor parçaları okumak daha zor olacağı gibi çocuğunuzun da motivasyonunun düşmesine sebep olabilir.
—Okuma konusunda sadece kitaplara bağlı kalmamakta yarar vardır. Gazete başlıkları, ambalaj kâğıtlarındaki yazılar, TV’de gözlenen yazılar, okumaya eğlence boyutu da katacağından gelişimi hızlandırır. Aşağıdaki etkinlikler örnek olabilir;
• Dizi/film bitişlerindeki yazıları okumaya çalışmak,
• Her sabah günlük gazetenin manşetini okumak,
• Manşeti bir kâğıda yazarak asmak, ertesi güne kadar durduktan sonra her gün yenilemek,
• Evin eşyalarının üzerine o eşyaların adını büyük ve renkli kalemlerle yazmak,
• Etrafında gördüğü nesnelerin ilk seslerini vermek “Salıncakın s’sı” gibi,
• Üst üste benzer sesli kelimeler bulma oyunu oynamak: at, sat, kat, mat gibi,
• “Kedi”nin “k”sını atarsak geriye ne kalır? Çalışması yapmak,
• Kendisine ait bir kelime sözlüğü hazırlamak; “elma” resminin altına “elma” kelimesini yazmak.
Muhakeme ile ilgili olarak,
• Sosyal durumların senaryolarını konuşmak; “Sen olsan ne yapardın”, “Böyle bir durumda ne yapmak gerekir” gibi,
• Tiyatro ve drama oyunlarına gitmek, interaktif oyunlara katılmasa bile, sadece izlemek,
• Hikâyenin yarısını veya azar azar kısımlarını okuyarak daha sonra neler olabileceğini O’na tahmin ettirmek,
• Kendi günlük hayatınıza dair olaylar anlatmak; “Bugün çıkarken anahtarlarımı evde unutmuşum, ne yapsam ne yapsam diye düşündüm, en sonunda babanın ofisine uğrayıp aldım” “Başka 2 yöntem daha var, tahmin et ne?” demek,
• Güncel olaylar hakkında sohbet etmek; “Yarın çok yağmur yağacağı söyleniyor, dışarı çıkarken nelere dikkat edelim?” demek,
• Bulmaca, bilmece gibi kitaplarla bol bol ilgilenmesini sağlamak,
• Gözlem ve yorum yeteneğini güçlendirmeye çalışmak; “Bak bakalım sence hangisi daha yeni gözüküyor? Nereden anladın?”, “Buradan dün de geçmiştik, sence bu sokakta ne değişmiş?” gibi,
• Mutlaka zaman kavramlarını sohbetler içinde kullanmak; “Dünden önceki gün ne yapmıştık?”, “Yarın nereye gidelim?”, “2 saat sonra baban gelecek” gibi,
• Hafızayı da geliştirmeye çalışarak, muhakeme için pratik yapılmasını sağlamak; “Geçen sefer halanlara gittiğimizde, başka misafirler var mıydı?”, “En son oyuncakçıya gittiğimizde sen en çok neyi beğenmiştin” gibi.
Okuma, anlama, muhakeme etme gibi beceriler pratik yapıldıkça gelişme gösterirler. Ancak önemli olan etkinlikleri çeşitli tutabilmek ve yeni aktivitelerle gelişmeyen alanları da destelemektir. Eğer okumayı günlük hayatın içinden örnekler ve etkinliklerle eşleyebilirsek, çocuklar da okuma-yazmayı sadece bir okul etkinliği olarak değil, hayatta gerçekten kullanabilecekleri, zevkli olabilecek bir beceri olarak algılayabilirler.
Seçil Akaygün Cüntay
Uzman Psikolojik Danışman

Reklamlar

Çocuklar Arasındaki Duygusal Ve Fiziksel İstismar 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , , ,
add a comment

47143_kardesmbebekvt9Çocuklar Arasındaki Duygusal Ve Fiziksel İstismar
Çocuk ya da ergenler arasında yaşanan duygusal ve fiziksel istismarı “sindirme davranışı” olarak tanımlıyoruz. Sindirme davranışı okullarda rastlanabilen olgudur. Öğrencinin bir ya da daha fazla öğrenci tarafından tekrar tekrar ve sürekli olarak olumsuz davranışlara maruz bırakılması olarak tanımlanır.
Çocuk ya da ergenlerin birbirlerini sindirmeleri fiziksel, duygusal ya da ikisinin karışımı şeklinde olabilir. Çeşitli şekillerde karşımıza çıkan sindirme olaylarında bir çocuk başka bir çocuğu, bir grup tek bir çocuğu ya da bir grup diğer bir grubu (çete) hedef olarak seçebilir.
Sindirme davranışı, çocuklar arasında yaşanan günlük kavgalardan ayırt edilerek müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Müdahale edilmediği takdirde sindirme davranışı, duygusal, sosyal ve akademik açıdan ciddi sonuçlar doğurabilir.
Sindirme erkek çocuklar arasında yaygın gibi görünse de kız çocuklar arasında da farklı davranışlarla kendini göstermektedir. Erkek çocukları fiziksel güç kullanırken kızlar alay etme, dedikodusunu çıkarma ya da dışlama gibi yöntemleri kullanmaktadırlar. Sindirme, devam eden fiziksel ve psikolojik saldırganlık davranışıdır ve maruz bırakılan kişinin kendisini güçsüz hissetmesine neden olur.
Yaygın olarak görülen sindirme davranışları:

İsim takma

Diğer çocuklara onunla arkadaş olmamalarını söyleme, dışlama

O çocuğun başını belaya sokacak hikayeler uydurma, dedikodular üretme

Vurma, tekmeleme, çelme takma, itip kakma

Ailesi, ekonomik durumu ya da kültürüyle dalga geçme

Dış görünüşü, özrü ya da sağlık durumuyla dalga geçme

Ortak çalışmalarda ya da oyunlarda eş olarak seçmeme, ekibe almama

Eşyalarını alma, saklama, para isteme ya da eşyalarına zarar verme

Bu davranışları yapan çocuklarla beraber olma ve durdurma girişiminde bulunmama
Sindirilen çocuk korktuğu ya da utandığı için durumu ebeveynlerine söylemeyebilir. Anne babalar çocuklarının sindirme davranışına maruz kalıp kalmadığını anlamak için bazı ipuçlarına dikkat etmeliler:

Kayıp ya da yırtık giysiler

Kesikler, yaralar, morluklar

Eşyalarının sık sık kaybolması ve ya çalınması

Okula gitmeyi istememe

Yakın arkadaşlarının onunla arkadaş olmak istemediklerini ya da artık arkadaş olmadıklarını söylemesi

Uyku ve yeme bozuklukları

Akademik başarıdaki değişiklikler

Yalan söyleme, bir şeyleri gizleme

İletişimsizlik

Yatak ıslatma
Hangi Çocuklar Sindirilemezler?
Sindiren çocuk her çocuğu sindiremez. Sindirilemeyen çocuklar:

Sosyal ve çatışma çözme becerileri gelişmiş

Saldırganlıkla yüzleşmenin ayrımına varmış

Uzlaşabilen ve alternatif çözümler sunabilen

İnsanların duygularının farkında olan

Kendi duygularını ifade edebilen

Çözemediği durumlarda yetişkinlerden yardım isteyebilen çocuklardır.
Çocuğunuzun okulda bir ya da birkaç çocuk tarafından sindirildiğini öğrenmek stresli ve rahatsız edici bir deneyimdir. Aklınızın karışması, öfke ve suçluluk hissetmeniz doğaldır. Ancak durum ne olursa olsun aşırı tepki göstermemeye, sakin kalmaya özen gösterin. Bu davranışın sürekli olup olmadığını araştırın, sindirme davranışı hakkında çocuğunuzu bilgilendirin. Çocuğunuzun duygularını ifade etmesine izin verin. Sindirme davranışına maruz kalan çocuklar bu olay karşısında utanç, suçluluk ve korku duyabilirler. Ona bütün bunların normal olduğunu; sindiren çocuğun onu kontrol edebilmek için onda bu duyguları özellikle uyandırmaya çalıştığını anlatın. Bu olayın onun suçu olmadığını hatırlatın. Sindirme davranışlarına karşı “hayır” deme hakkı olduğunu vurgulayın. Çocuğunuzun davranışlarını ve etkileşim biçimini gözlemleyin ve gerekiyorsa yeni beceriler öğrenmesine yardımcı olmak için profesyonel destek almasını sağlayın.
Seyhan SEVİNÇLER TOGAN
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi

HER ÇOCUĞUN KURALA İHTİYACI VARDIR… 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , ,
add a comment

cocuk2HER ÇOCUĞUN KURALA İHTİYACI VARDIR…
Her çocuk hayatında sınırlara ihtiyaç duyar. Kaç yaşında olursa olsun, hayatının belirli bir düzende olması ve tutarlı kuralların konması çocukların kişilik gelişimlerine katkıda bulunur. Çünkü çocuklar, kişilik gelişimlerinin ilk dönemlerini tamamlayana kadar onlara sınır ve kural koyan, çeşitli düzenlemelerle hayatlarını güvenli hale getiren ebeveynlere ihtiyaç duyarlar.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE OLMASI GEREKEN KURALLAR
Okul öncesi dönem çocuğun dış dünyayı keşfe başladığı, hem kendinin hem de etrafın sınırlarını tanımaya çalıştığı bir dönemdir. Artan fiziksel hareketlilik ve yetkinlikle birlikte, bu dönemde çocuklar, konan her kuralı test etmek isterler. Önemli olan, çok sayıda ve çeşitli kural yerine, kuralları ve sınırları net olarak belirlemektir. Çocuğu korumak ve günlük hayatın düzenini sağlamak için yapılan düzenlemeler anne babanın sıkı takibini gerektirir. Bu dönemde ebeveynler;
-Yemek yeme, uyuma ve öz bakım konularında kurallar belirlemeli, bu kurallar, çocuğa da kısaca açıklanmalıdır.
-Vurma, itme, tükürme gibi zarar verici davranışlara izin olmadığı konusunda kurallar olmalı, anne baba önleyici bir tavır izlemelidir.
-Mülkiyet duygusu, izin isteme, yabancılarla olan ilişkiler, vücudumuzun özel bölgeleri gibi konularda da anne baba kendi aile kültürlerine uygun kurallar koyabilirler. Bu dönemde kurallar,
-kısa, net, -somut, -anlaşılır, olmalı ve mutlaka tutarlı bir biçimde takip edilmelidir.
OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARI İÇİN KURALLAR
Çocukların okula başlamaları ile birlikte sorumluluk alanları da genişler. Öz bakım, okula hazırlık, ödev yapma gibi yeni sorumluluklar, yeni kuralları da beraberinde getirir. Anne babalar bu dönemde,
-Çocuğun yatma ve uyanma saati
-Yemek yeme düzeni
-Okul alışkanlıkları ve ödev yapma sistemleri konusunda bazı kurallar koymak ve düzenlemeler yapmak durumunda kalırlar. Bu yaş grubunda özellikle,
-Konulan kuralların çocuğun psikolojik olgunlaşma düzeyine uygun olması,
-Gerekirse bazı kuralların çocukla birlikte belirlenmesi,
-Kuralların neden konduğunun kısa cümlelerle anlatılması, ancak çocuğun ikna olmasının beklenmemesi,
-Kuralların özel durumlardaki küçük esneklikler dışında her durum için aynı şekilde uygulanması gerekir.
2,5 YAŞ İNATLAŞMA DÖNEMİNDE ZORLAYAN KURALLAR
2,5 yaş dönemi, aynı ergenlikte olduğu gibi, çocukların kurallara en çok direndikleri dönemdir. Bu dönemde çocuklar, konan her kurala karşı çıkar ve negativist bir tavır sergilerler. Anne babanın her isteğine karşı çıkar, inatlaşır, kışın çorapsız, yazın kazakla dolaşmak isterler. Çünkü bu şekilde, hem anne babanın, dış dünyanın sınırlarını test ederler, hem de kişiliklerini geliştirme yolunda ilk adımlarını atarlar.
Bu dönemin inatlaşmalar, çekişmeler ve kuralları zorlamalarla geçeceğini bilmek ve küçük pratik yöntemlerle bu dönemde biraz daha sabırlı olmak en uygun yaklaşımdır. Kuralları net olarak koymak, uzun açıklamalar yapmak yerine, çocuğa kuralları hatırlatmak, onun olumsuzca direttiği durumlarda dikkatini başka bir yöne çekerek çekişmeyi büyütmemek de yardımcı olabilir.
Ev içinde, dışarıda, yuvada, misafirlikte koyduğunuz kurallar için diğer bireylerin de sizin tavrınızla benzer tutumlar içinde olmaları önemlidir. Aksi halde kurallar çocuğun kafasının karışmasına hatta kuralları en çok uygulayan ebeveynden uzaklaşmasına sebep olabilir.
ÇOCUKLAR KURALLARA UYMAK İSTEMEZLERSE….
Her ailenin kendine ait kuralları vardır. Çocukların kurallara uymak istememeleri durumunda anne babanın yaklaşımı her zamanki yaklaşımlarından farklı olmamalıdır. Çünkü kurallar aslında günlük hayatın içinde kendiliğinden oluşmalı ve çocuk için yapılmazsa cezaya sebep olacak katı düzenlemeleri içermemelidir.
*Kuralları önceden belirlemek gerekir. Çocuk hangi kuralın ne zaman geçerli olduğunu bilmelidir. Böylece anne babanın beklentileri karşılıksız kalmaz.
*Hatırlanmakta zorluk çekilen kurallar için, küçük yaşlarda resimli tablolar, büyük yaşlarda ise yazılı anlaşmalar kullanılabilir.
*Anne baba arası tutarlılık, aynı söyleme sahip olma, ebeveynlerin birbirlerini şikâyet mercii olarak kullanmamaları da çocukların kurallara uymasını kolaylaştırır.
*Çocuğunuz koyduğunuz bir kurala uymuyorsa, önce sakin bir ses tonu ile uymasını istediğiniz kuralı tekrarlayın. Bunu yaparken, onunla aynı seviyede olmayı ve göz kontağı kurmayı unutmayın.
*Kuralı tekrarlarken, “lütfen, rica etsem, yalvarırım” gibi söylemler yerine, kararlı ancak sert olmayan bir ses tonu ile , “…….yapmanı bekliyorum” deyin. Böylece çocuğunuz sizin kararlı ve yetkin olduğunuzu görecektir.
*Yüksek ses, bağırma, şiddet uygulama, aşırı öfkelenme gibi tavırlar çocuğun kurala uymasını kolaylaştırmadığı gibi, anne babadan korkmasına ve ilerleyen zamanlarda onların anne babalık becerilerine saygı duymamasına sebep olabilir.
*Kuralları tekrarladıktan sonra, çocuğunuz hala uymayı reddediyorsa, davranışının sonucunu yaşayacağı duruma onu yönlendirin. “Peki, üstüne hırkanı giymediğin ve hava çok soğuk olduğu için, bu şekilde dışarı çıkmıyoruz” diyerek, davranışının sonucunu yaşamasını sağlayın.
*Kurallara uymamak bazen anne babaya karşı tavır, bazen ilgi ihtiyacı bazen ise uygun olmayan ebeveyn tavırlarından kaynaklanabilir. Bu nedenle, sorunun esas çözümü, çocuk kurala uymadığı anda değil, günlük genel hayatta yapılacak düzenlemelerdedir.
Seçil Akaygün Cüntay
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi

Çocuklardaki “Takıntılı” Davranışlar 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , ,
add a comment

childish-child-smilingÇocuklardaki “Takıntılı” Davranışlar
Çocukların büyüme ve gelişim sürecinde pek çok farklı basamak, dönem ve süreç vardır. Bu dönemler içinde çocuklar farklı özellikler, alışkanlıklar ve davranışlar gösterebilirler. Bazen bir davranışın normal gelişim sürecinin bir parçası mı, çocuğun kişilik özelliği mi yoksa izlenilmesi veya yardım alınması gereken bir durum mu olduğuna karar vermek oldukça zordur. Çocuk yetiştirirken gelişim dönemlerini bilmek bu nedenle çok önemlidir.
Günümüzde anne-babaların çocuklarının gelişimleri ile artık çok daha yakından ilgileniyorlar. Yakından bakmak bazen olayları daha iyi anlamaya yardım ederken bazen de daha çok karışmasına neden olabiliyor.
Doğumdan itibaren gelişim basamaklarını hızla tırmanan bebekler becerilerini geliştirirken yeni davranışlar öğrenir ve alışkanlıklar edinirler. Anne-baba için bebeklik döneminden itibaren çocuklarının gösterdiği bu hızlı gelişimi takip etmek oldukça keyiflidir. Her yeni gün, yeni bir davranış ve beceriyi de beraberinde getirir.
UGelişim Basamakları ve Yeni Alışkanlıklar
İlk bir yıl bebeklerin gelişiminde en temel kavram, anne-babanın bebeğin ihtiyaçlarını karşılaması ve temel güven duygusunun oluşumudur. Bebek kendi ihtiyaçlarının ve isteklerinin (beslenme, uyku, temizlik, ilgi vb) karşılanması durumunda dış dünyanın güvenli bir yer olduğunu düşünür. Bu şekilde yeni becerileri öğrenme sürecine devam edebilir. Bu dönem anne-bebek arasında sağlıklı bir bağlanmanın oluştuğu dönemdir.
Bir – iki yaş arası yürüme ve konuşma gibi özerkliği destekleyen becerilerin kazanılması ve geliştirilmesinde önemli bir dönemdir. Çocuk
yavaş yavaş anneden bağımsız bir birey olma yolunda ilerlemektedir. Kendi hareketlerini kontrol etme becerisi gelişirken, dış dünyanın da farkına varmaya başlar. Bu dönemde çocuk sonsuz bir merak ve keşfetme güdüsüyle hareket eder. Yeni yeni kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan çocuğu takip etmek anne-baba için bazen yorucu olabilir. 2 yaştan itibaren kendi ihtiyaç ve isteklerini ifade edebilen, olaylar üzerinde kontrolü olabileceğini keşfeden çocuklar kendi isteklerinde ısrarcı olabilirler. “Hayır” bu yaş grubundaki çocukların en sık kullandıkları kelimedir. Her şeyi kendi istedikleri zamanda ve kendi istedikleri şekilde yapmak isterler, ve bu konuda oldukça ikna edici olabilirler.
Kendi bedenine ve ihtiyaçlarına odaklanan 2 yaşındaki çocukların ısrarları ile baş etmek anne-babalar zor olabilir. Çünkü bu dönemdeki çocuklar başkalarının istek ve ihtiyaçlarının farkında değildirler. Başka bireylerin farkına varma ve sosyal ilişkiler 3 yaş dönemi ile birlikte güçlenir. Çocukların en hareketli ve en meraklı oldukları dönemdir. Sorularının arkası hiç kesilmeyecekmiş gibi gelir, “Neden” sorusunu takılmış plak gibi tekrar tekrar sorabilirler. Bu dönemde çocuklar farklı nesne ve olaylara karşı takıntılı davranışlar geliştirebilirler. Aynı çizgi filmi tekrar tekrar seyretmek, aynı masalı dinlemek, her gittiği yere en sevdiği oyuncağını ya da battaniyesini götürmek 2-5 yaş arasındaki çocukların takıntıları olarak kabul edilebilir.
UTakıntı ne anlama gelir?
Takıntı, kelime anlamı olarak mantıklı olmayan, tekrar eden düşünceler, davranışlar ya da alışkanlıklar olarak tanımlanabilir. Aslında günlük hayat içerisinde pek çok kişi farkında olmadan takıntılı davranışlarda bulunabilir. Örneğin 3 kez tahtaya vurmak gibi batıl inançlar takıntı olarak değerlendirilebilir.
Çocukluk dönemindeki takıntılar söz konusu olduğunda konu iki farklı açıdan ele alınabilir. Genel gelişim sürecinde 2-5 yaş döneminde çocuklarda tekrar eden davranış ve alışkanlıklara rastlamak mümkündür.
Hep aynı bardaktan (en sevdiği çizgi film karakterinin resmi ya da en sevdiği renk olan) su içmeyi istemek bu yaş dönemindeki çocuklarda sıkça görülebilen bir davranıştır.
Ancak bu gelişimsel özelliği olan takıntılı davranışlar 5 yaş döneminden sonra azalırlar. Takıntılı davranışların sıklığı ve şiddeti azalmadığında, çocuğun genel hayatını olumsuz olarak etkilediğinde, kaygı yaratan düşünceler, huzursuzluk duygusu ve gerginlik bu takıntılara eşlik ettiğinde o zaman bu durum profesyonel yardım alınmasını gerektiren bir sorun olarak tanımlanır. Ailenin takıntılı davranışlar söz konusu olduğunda çocuğun gelişimini ve davranışlarını daha dikkatli olarak gözlemlemesi bu nedenle önemlidir.
UGelişim Dönemi Özelliği olarak Takıntılar
Okul öncesi dönem olarak adlandırılan 3-6 yaş arasında çocuklar bebeklik dönemini artık tamamlamışlardır. Gelişen becerileri ile dış dünyayı daha fazla deneyimlemeye başladıkları bu dönemde yeni alışkanlık ve öğretiler geliştirirler. Gelişen becerileri ile birlikte kendilerine olan güvenleri ve kontrol duyguları da gelişmeye başlar. Artık anne-babaya bağımlı değildirler, 2 yaş döneminde “hayır” demeyi keşfettiklerinden beri kendi istekleri, ihtiyaçları ve tercihleri doğrultusunda dış dünya ile etkileşime girerler.
Öğrenme sürecindeki çocuklar tekrarlardan hoşlanırlar, aynı şarkıyı sürekli dinler, en sevdikleri hikayeyi her defasında kelimesi kelimesine aynı olarak anlatmanızı isterler. Genel olarak 2 yaş döneminden sonra ortaya çıkan bu tekrarlar anne-babalar için sıkıcı olsa da çocuklar için anlamlıdır. Tekrarlar ve rutinler onların dış dünyayı anlamalarına, olayları tahmin etmelerine ve kontrolde hissetmelerine yardımcı olur.
Takıntılı davranışlar ya da alışkanlıklar aslında çocuğun dış dünya ile ilişki kurmasını kolaylaştıran, güvende hissetmesine yardımcı olan bir geçiş
nesnesi görevini görebilir. Örneğin her gidilen yere taşınılan oyuncak ayı ya da bebeklik battaniyesi çocuğun kendi dünyasına ait, tanıdık bir eşyadır ve bu tanıdıklık rahatlatıcı bir duygudur.
Sürekli olarak aynı şarkıya, masala ya da oyuna gösterilen ilgi daha sonrasında bir çizgi film karakterine ya da bir hayvana yönelebilir. Hayal etme ve yaratıcı oyunlara karşı gösterdikleri ilgi – merak, bir karaktere bürünme ve rol yapma olarak ortaya çıkabilir. Örneğin 4 yaşında köpekleri çok seven bir kız günler boyunca kendisinin bir köpek olduğunu ilan edip ve evdekilerin de bu duruma uygun davranmaları konusunda ısrarcı olabilir ya da örümcek adam kostümünü gece yatarken bile çıkarmak istemeyen bir çocuğu banyo yapmaya ikna etmek anne-baba için en zor görev haline gelebilir.
Anne-babalar bu takıntılar ile nasıl baş edeceklerini şaşırabilirler. En zor olan ise takıntılara nasıl tepki vereceklerine karar vermektir. Bir yandan, bu takıntıları kabul edip çocuğun gösterdiği davranışları kabul ederlerse bunların alışkanlık haline geleceğinden ve kalıcı olabileceğinden endişelenirken diğer yandan takıntılı davranış karşısında sinirlenip, ceza verici bir tutum sergilerlerse çocuğun gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini düşünebilirler. Bazen de bu takıntılarla birlikte yaşamak, sabırlı olmak, izin vermek çok da kolay olmayabilir.
Gelişimsel bir özellik olarak ortaya çıkan bu takıntılarla anne-baba olarak baş etmenin en rahat yolu bunun bir süreç olarak görmeyi başarabilmektir. Çocuk ile takıntılı davranışları konusunda inatlaşmak genel olarak ya davranışın şiddetini artırmasına ya da farklı olumsuz tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. takıntıların çocuk için anne-babadan ilgi alma yolu haline gelmemesine dikkat etmek önemlidir. Eğer çocuk bu davranış özelliği sayesinde anne-babasından olumlu ya da olumsuz ilgi aldığını fark ederse o zaman doğal olarak bu davranışlar pekişerek devam eder. Örneğin eğer kızınız bir kedi olduğunu söyleyip, evin içinde miyavlayarak
ve emekleyerek dolaşıyorsa bunun eğlenceli bir “oyun” olduğunu vurgulayıp, bir süre oyuna katılıp sonrasında günlük işlerinize dönebilirsiniz. Eğer bu oyuna tek başına uzun süre devam ettiğinde siz bunu sonlandırmasını isteyip, onun bir kedi olmadığını anlatmaya çalışıp, sabrınız tükenip kızgınlıkla tepki verirseniz aslında bu davranışa ilgi göstermiş olduğunuz için “oyun” daha da uzayabilir.
Takıntılı davranışlar eğer çocuğun sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyorsa, tekrar eden davranışlar nedeniyle günlük hayat akışı sekteye uğruyorsa, bu tepkiler zamanın çok büyük bir kısmında ortaya çıkıyorsa o zaman anne-babanın zaman kaybetmeden bir uzman ile görüşmesi önemlidir.
UBir Sorun olarak Takıntılar
Çocukluk döneminde tekrar eden davranışlar, takıntılar normal gelişim sürecinde ortaya çıkabildiği gibi aynı zamanda psikiyatrik bir rahatsızlığın belirtileri de olabilir.
Obsesif Kompülsif Bozukluk olarak adlandırılan, kişinin hayatını olumsuz etkileyen tekrarlayıcı düşünce ve davranışlara neden olan, kaygı bozukluğu çocuklar da ortaya çıkabilmektedir.
Bu sorunu yaşayan çocuklar kendilerini rahatsız eden olumsuz düşüncelerden kurtulmak, kaygılarını azaltmak ya da kontol altına almak için takıntılı davranışlar (sürekli el yıkamak, ödevi bitirmeden önce defalarca kontrol etmek, yatmadan önce 5 kez 100 e kadar saymak gibi) göstermektedirler. Bu takıntılı davranışları yapmazlarsa kötü şeyler (kendilerine ya da anne-babalarına zarar gelebileceğinden, başarısız olacaklarından) olabileceğinden kaygılanırlar. Tekrar edici davranışları yaptıklarında bir süreliğine rahatlasalar da kısa süre sonra aynı düşünceler ile baş etmek için yine takıntılı davranışı yapmak zorunda hissedeler. Bu davranışların anlamsız olduğunu bilseler de bireyler kendilerine engel olamazlar.
Obsesyon olarak tanımlanan anlamsız düşünceler ile baş etmek için ortaya çıkan takıntıların en sık rastlanılanları el yıkama, sayma, nesneleri sıraya dizme, düzenleme, dokunma vb. davranışlardır.
Bu sorunun neden olduğu takıntılı davranışlar gelişim sürecinde ortaya çıkan tekrar edici davranışlarda farklıdır. Örneğin tuvalet temizliğinden sonra saatlerce elini yıkadığı için zamanın büyük bir kısmımı banyoda geçirmek zorunda kalmak, ödevinin en iyi şekilde olması için en ufak bir yanlış yaptığında bütün ödevi baştan yazmak, kıyafetlerini giyerken düğmeleri defalarca açıp yeniden iliklemek gibi davranışlar hem çocuğun hem de ailenin hayatı üzerinde olumsuz etkilere sahiptir.
Takıntılar davranışların anlamsız olduğunu bilmek bunların değiştirilmesi için işe yaramaz bu konuda çocuğun ve ailenin mutlaka profesyonel yardım alması gereklidir. Bu sorun ile ilgili yardım sürecinde aile ilk olarak bir çocuk ergen psikiyatrı ile görüşebilir. Aynı zamanda takıntlılı davranışların kontrol atlına alınmasına yardımcı olacak davranışçı terapi ile tedavi desteklenmelidir. Anne-babanın çocuğun yaşadığı bu sorun karşısındaki tutumları da tedavi sürecinde çok önemli bir etkiye sahiptir.
UTakıntılar Neden Ortaya Çıkar
Obsessif Kompülsif Bozukluk kaygı ile ilgili bir sorundur. Saplantılı düşünceler ve takıntılı davranışların altında kaygı olduğu belirtilmektedir. Çocuklarda görülen takıntılı davranışların ortaya çıkmasındaki etkenler incelendiğinde anne-baba tutumları, kişisel özellikler ve genetik faktörler dikkat çekmektedir.
Genel olarak direk bir neden sonuç ilişkisi kurulması zor olsa da anne-babanın aşırı titiz, korumacı ve mükemmeliyetçi tutumlarının çocuklarda takıntılı davranışı pekiştirdiği düşünülmektedir. Özellikle tuvalet alışkanlığının kazanıldığı 2 yaş döneminde tuvalet eğitiminin baskı ile
verilmesi, temizliğin çok vurgulanması takıntılı davranışların gelişmesinde etken olabilmektedir.
Bazı durumlarda anne-baba kendi kaygılarını birebir çocuğa yansıtmasalar da davranışları ile model olabilmektedir. Örneğin eve her gelen misafirsen sonra tüm evi baştan aşağı silen bir annenin verdiği gizli mesaj; dışarısı pis ve mikroplu, evin temiz olması ve mikroplardan korunmak için sürekli temizlik yapmak gerekir.
Temizlik ve düzen elbette çocuğun öğrenmesi gereken değerlerdir. Ancak bu değerlerin ne şekilde verildiği, öğretildiği önemlidir. Örneğin yeterince temiz olmazsa annesinin onu sevmeyeceğini duyan bir çocuk annesinin sevgisini kaybetme korkusuyla temizlik ile ilgili takıntılı davranışlar sergileyebilir.
Her ne kadar çocuğun davranışları üzerinde anne-babanın etkisi olsa da kişilik özelliklerinin ve genetik faktörlerinin etkisi göz ardı edilmemelidir. Bir çok ruhsal sorun gibi obsesif kompülsif bozukluk da genetik geçişli bir rahatsızlıktır.
UAnne-Baba Tutumları
İster gelişimsel dönem özelliği isterse kaygı bozukluğu olarak ortaya çıkan takıntılar karşısında anne-babalar endişe ve zaman çaresizlik hissedebilirler. Takıntılı davranışlar konusunda çocukların cezalandırılması, kızgınlık ve baskı ile bu davranışlardan vazgeçirmeye çalışmak yaşanılan sorunu olduğundan daha da ciddi hale getirebilir.
Takıntılı davranışları iyi gözlemlemek, çocuğun hayatı üzerindeki etkilerini takip etmek, bu konu ile ilgili bir uzmana danışmak ve takıntılara neden olan etkenlerini belirlemeye, anlamaya çalışmak çok önemlidir.
Takıntılı davranışa olumlu ya da olumsuz olarak ilgi göstermek bu davranışların pekişmesine yardımcı olabilir. Çocuğunuzun bu davranışları sizin ilginiz çekmek için bir yöntem olarak görmesi durumu daha da zorlaştırabilir.
Anne-baba olarak davranışlarınızla model olduğunuzu ve çocuklar için en etkili yöntemin görerek öğrenme olduğunu hatırlayın. Eğer siz aşırı titiz, mükemmeliyetçi tepkiler verirseniz çocuğunuz da bunları taklit edecektir.
Çocukların kendi sorunlarını çözmeleri için fırsat vermek, güven duygusunun gelişimini desteklemek, anne-baba olarak onlara koşulsuz sevgi ve kabul gösterdiğiniz hissettirmek hem kişilik gelişimini destekleyecek hem de riskli davranışların ortaya çıkmasını engelleyecektir.
Çocukla ilgili beklentileri gözden geçirmek, kaygıyı arttıracak tutum ve eleştirilerden kaçınmak, çocuğun yaşadığı sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak önemlidir. Özellikle obsesif kompülsif bozukluğun tedavisinde anne-babanın da çocuğa destek olması, tedavi ve terapi sürecinin parçası olması, uygun yaklaşımlar ile ilgili bilgi edinmesi bu sorunun çözümünde gereklidir.
Ece Akın Bakanay
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi

GENÇLİK İDOLLERİ 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , , , ,
add a comment

Billy-IdolGENÇLİK İDOLLERİ
Ergenlik dönemini en iyi tanımlayan özelliklerden bir değişim diğeri ise gelişmedir. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi önce fiziksel (hormonal) değişimler ile kendini gösterir ama asıl zorlu sınav psikolojik ve sosyal değişim sürecidir. Ergenlik dönemi, kişilik oluşumunda dönüm noktasıdır. Ergenin kendini (fiziksel, ruhsal ve düşünsel anlamda) keşfettiği ya da keşfetmeye çalıştığı dönemdir. Bu keşif ergenin sosyal çevresiyle (aile, arkadaş, toplum vb) kurduğu etkileşimle şekillenir.
Ergenlikteki Değişimler
Ergenlik dönemi denildiğinde ilk akla gelen biyolojik değişimdir. Ergen bir anda değişmeye ve gelişmeye başlayan vücuduna alışmaya çalışır. Benlik imajının oluşmasında çevreden gelen uyaranlar oldukça önem kazanır. Ergen hem ilgi çekmek, beğenilmek ister hem de çok kırılgan bir benlik algısına sahiptir, kendini hiç beğenmez. Bu noktada toplumun sunduğu, popüler kültürün getirdiği imajlar onun benlik imajının oluşumunda etkili olur. Nasıl göründüğü, çevresi tarafından nasıl algılandığı ergen için önemlidir. Kendini ortaya koyma savaşında ilk cephe fiziksel görünüşüdür. Bazı ergenler toplumdan farklı görünerek kendilerini göstermeye çalışırken bazıları da ait olmak istedikleri grubun onayladığı şekilde görünmek için çaba sarf ederler. Aslında her iki durumda da ergenin ait olmak istediği bir grup vardır.
Ergenliğin fiziksel belirtileri olan biyolojik değişimler kolayca fark edilse de bilişsel, duygusal ve sosyal değişimleri anlamak ve takip etmek hem ergen hem de ailesi için yorucudur. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken bilişsel,duygusal ve sosyal alanda da değişimler olur. Ergen için artık sadece anne-babanın öğrettiği doğrular yoktur, o artık kendi sınırlarını çizmeye çalışmaktadır. Kendi hayatının kontrolünü eline almak için sabırsızlanır. Ama hala rehberliğe ve rol modellerine ihtiyacı vardır. Ancak anne-babası bir anda gözüne artık eskisi kadar mükemmel görünmez, onları eleştirir, beğenmez. Bunu yapmasının nedeni aslında kendi doğrularını, değerlerini oluşturmaya çalışmasıdır.
Ergenlikle Kişilik Oluşumu
Kişilik oluşumunda etkili olan faktörler farklı kuramlar ile açıklanmaktadır. Ancak temelde kabul edilen özelliklerden biri kişiliğin yaşamın ilk yıllarından itibaren öncelikle aileden ve daha sonrasında kişinin sosyal çevresinden aldığı geri bildirimlerden etkilendiğidir. Ergenlik döneminde ise birey sahip olduğu becerileri, ilgi alanlarını ve değerlerini keşfetmeye başlamasıyla kimlik oluşumu şekillenir. Bu noktada toplumun beklentileri ile kendi iç dünyasındaki değişimler arasında çatışma yaşanabilir. Bu çatışma gelişim ve değişim için önemlidir. Bu süreçte kendi kimliğini bulmaya çalışan ergen bir gruba ait olarak, grup kimliğinin parçası olarak çatışmadan kaçınabilir.
Ergenlik dönemindeki bireyin aklı karışıktır, gelecek ile ilgili kararlar vermekte,
yetişkinlik hayatı için gerekli olan değer ve becerileri kazanmakta zorlanabilir. Bazen ani ve yanlış kararlar verirken, sahip oldukları becerileri doğru şekilde kullanamaya bilirler. Bu nedenle ergenlik dönemi aslında rehberliğe ve desteğe en çok ihtiyaç duyulan dönemlerden biridir. Rehberlik etmek onun adına kararlar almak, sorumluluklarını yerine getirmek ya da ergen üzerinde baskı ve kontrol kurmaya çalışmak değildir elbette. Ergenin kendini keşfederken gözlemleyebileceği örnek alacağı sağlıklı rol modellerine ihtiyacı vardır. Toplumda karşılaştıkları rol modelleri, idolleri bazen ergenin kişilik gelişiminde yardımcı olurken bazen de sürecin olumsuz olarak etkilenmesine neden olabilir.
İdollerin Ergenlerin Hayatındaki Yeri
Ergenin kendini (düşüncelerini, değerlerini, beğenilerini ) ortaya koyması, farklı olduğu (özelikle de ailesinden farklı olduğunu) kanıtlaması gelişmenin ve büyümenin gereğidir aslında. Kişiliğin oluşmasında rol modellerin etkileri oldukça fazladır. Bazen ergenler bu dönemde aile ve yakın çevrelerinde tanıdıkları bireyleri örnek alsalar da aslında çoğunlukla ünlü kişiler onların idolleri olur. İdol; yaptıkları, sahip olduğu yetenekler, zenginlik, başarı, ya da görünümü nedeniyle hayran olunan kişi olarak tanımlanabilir. İdol olarak kabul edilen kişiler genel olarak iş adamları, sporcular, film/televizyon yıldızları, şarkıcılar, politikacılar arasından çıkmaktadır.
Ergen idol olarak kabul ettiği kişi ile bir tür bağ kurar. O kişinin sahip oldukları, sergilediği davranışlar, her şey ergen için ilgi çekicidir. Çoğunlukla idol olarak seçtikleri kişiyi taklit ederek onun gibi biri olmaya çalışabilirler. Ergenler gelişen becerilerine rağen hala hayal dünyasının etkisi altında kalabilmektedirler.
İdollere duyulan hayranlık, kişilik gelişiminin ve yetişkinlik dönemine geçişin bir adımı olarak kabul edilebilir. Bu sayede gençler yetişkin dünyasına ait olan değer ve davranışların provasını yapma fırsatı bulurlar.
Ergenlik döneminde idoller hayatın merkezinde yer alır. Sadece beğenmek ya da hayran olmak değil o kişiyi-kişileri model almak hatta “ilahlaştırmak” bu dönemin özelliklerinden biridir aslında. İdollere karşı olan bağlılık/bağımlılık farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve bazen normal sınırların ötesine geçe bilir. Hayranı olduğu grubun cd’sini tekrar tekrar dinlemek, odanın duvarlarını posterlerle kaplamak, giyim tarzını taklit etmek ya da daha aşırı durumlarda şiddete yönelmek gibi…
İdoller ergenlerin hayatında birkaç yönde etkili olabilirler. Gençler genel olarak popüler kültürün ortaya çıkardığı ünlü ve medyatik kişiler arasından idollerini seçmektedirler, bu da medyanın ergenlerin düşünce ve kişilik gelişimindeki etkisini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle genç kızların karşı cinsle kurdukları ilişkilerde seçtikleri idollerin etkili olduğu düşünülmektedir. idollerin gençler üzerindeki diğer bir etkisi de benlik algısı oluşumda ortaya çıkmaktadır. Diğer bir etki alanı da gençlerin tüketim davranışlarının şekillenmesidir.
İdolleri Belirleyen Etkenler
Hızla gelişen ve değişen dünyada artık idollerde çabuk değişiyor aslında. Gençler idolleri daha çok fiziksel özelliklerine ve dış görünüşlerine göre seçtikleri belirtilse de başarı ve yetenek de idollerin seçilmesinde etkili kriterler.
Erkekler arasında popüler sanatçılar ve spor dünyasından idoller oldukça yaygınken, genç kızlar idollerini seçerken daha çok karşı cinsten popüler sanatçıları (film, televizyon, müzik) tercih ediyorlar.
Son yıllarda idollerin seçiminde en etkili olan kriterin fiziksel özellikleri olduğu, ancak başarı, zenginlik, yetenek gibi etkenlerinde önemli rol oynadığı bilinmektedir.
Medyanın günlük hayat üzerindeki etkisi gençlerin idol seçimlerini de etkilemektedir. Gençlerin yakın çevrelerinden (öğretmen, akraba ve tanıdıkları) seçtikleri idollerin yerini daha çok ünlü kişiler almaktadır. Özellikle televizyon dizilerindeki karakterlerin ve şarkıcıların gençlerin davranışları üzerindeki etkileri son dönemlerde dikkat çekmektedir. Dış görümüme odaklanan popüler kültürün sunduğu idoller gençlerin benlik imajı oluşumunu etkilemektedir.
Popüler Kültürün Sunduğu İdoller ve Ergenler
Günlük hayatta karşılaştığımız, bize sunulan görsel imajlar hepimizin seçimlerini etkiliyor. “Yeni” olana hemen alışıyoruz, çabuk tüketiyoruz… Gazetelerdeki 3. sayfa haberleri, televizyondaki şiddet görüntüleri artık bizi eskisi kadar etkilemiyor sanki, çünkü her şey çok hızlı değişiyor. Gençlik ve ergenlik değişim dönemi ancak günümüzdeki hızlı değişim onlar için hayatı bazen daha da zorlaştırabiliyor. İdollerden hayatın değerlerini öğrenmeleri beklerken onlar hızla değişen görsel imajlara takılıp kalabiliyorlar. Bir idolden diğer bir idole o kadar hızlı geçiyorlar ki trend olanı takip etmek başlı başına bir beceri haline geliyor.
Hızla değişen bu görsel dünyada idolleri etkisi de daha çok görsel alanda ortaya çıkıyor. Gençler idollerin daha çok dış görüşlerini taklit ediyor hale geliyorlar. Buradaki en büyük sorun ergenlik dönemi benlik imajının oluşmasında zaten sancılı bir süreç. Ergen vücudundaki değişime uyum sağlamaya, kendini kabul etmeye çalışırken medya sunduğu görsel imajlar ile süreci daha da karışık duruma getiriyor. Güzel olmak, beğenilmek için bir takım kriterler sunuluyor, gençlerde idollerinin arkasından gidiyor. Kendi vücudunu beğenmeyen, her türlü eleştiriye karşı duyarlı olan ergen biranda popüler kültürün sunduğu imajların etkisinde kalıyor, kendisini keşfetmeye ne istediğini anlamaya fırsat bulamadan sunulanları taklit ederek kimlik oluşturmaya çalışıyor. Bu ise ergenin baskı altında kalmasına, bazen yanlış seçimler yapmasına neden olabiliyor.
Ailelerin Rolü
Anne-baba çocukları ergenlik dönemine girdiğinde en çok duydukları şey kendi ergenlik dönemlerini düşünmeleri gerektiğidir. Ancak değişen toplumsal ve kültürel koşullar nedeniyle ergenlik dönemi özellikleri de değişmektedir. Değişmeyen ise ergenin kendini keşfetme savaşıdır. Anne-baba ergenin hayatında rol modellerine ihtiyaç duyduğunu kabul etmelidir. Ancak bu rol modellinin anne-babadan birinin olma olasılığı düşüktür. Yine de ergen ile kurulmuş olan olumlu ilişki ergenin anne-babasıyla rahat iletişim kurabilmesi önemlidir. Bu sayede ergen hayatı için seçtiği idollerin etkisinde kalsa da her zaman tutarlı bir bağ ile anne-babaya bağlı kalabilecek, hayat ile ilgili daha sağlıklı kararlar alabilecektir.
Ergenin yaratıcı ve eleştirel düşünme becerisi arttıkça idol olarak seçtiği kişilerin özellikleri ve etkisi olumlu olarak değişmektedir. Kendine güvenen, olumlu benlik algısına sahip olarak yetiştirilen gençlerin popüler kültürün sunduğu idolleri seçerken daha seçici davrandığı düşünülmektedir.
Ergenlik döneminde popüler olana hayran olmak, ünlü kişilerin hayatını yakından takip etmek hatta taklit etmek, idolü olan kişi ya da kişileri hayatın merkezine yerleştirmek doğal bir süreç olarak kabul edilebilir. Ancak bu hayranlık ilişkisi ve bağı ergenin gerçek dünya ve sosyal çevresi ile olan bağını olumsuz olarak etkilememelidir. Böyle bir durumda ise anne-babadan gelecek müdahalenin baskıcı ve sınırlayıcı olması ise işleri daha da olumsuz hala getirebilir.
Ergenlik dönemi arayış sürecidir. Eğer anne-baba çocukluk döneminden itibaren çocuklarını dinlemeye, anlamaya ve tanımaya yeterince zaman ayıra bilmiş ise bu arayış döneminde ergene rehberlik etmek daha kolay olacaktır.
Anne-babanın gerginliği, kaygısı ne kadar yoğun olursa ergenin de hayata bakışı o kadar olumsuz olabilmektedir. Anne-babanın ergen çocuklarıyla kurduğu ilişki kadar kendi aralarındaki ilişkinin kalitesi de bu nedenle çok önemlidir. Çatışmalı aile ortamında yetişen çocukların sosyal çevredeki olumsuzluklardan daha kolay etkilendiği bilinmektedir.
Çocuğunuzu iyi tanımaya çalışın, ihtiyaçlarının farkında olursanız ortak bir anlaşma yolu bulmak, uzlaşmaya varmak mümkün olacaktır. Ergenler ciddiye alınmak, önemsenmek, başarılı ve becerikli olduklarını görmek ve tabi her insan gibi takdir edilmek isterler. Bunun için fırsatları iyi değerlendirmek gerekir.
Ece AKIN BAKANAY
Uzman Psikolojik Danışman

HER ÇOCUK ÖĞRENEBİLİR 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , , ,
add a comment

dersHER ÇOCUK ÖĞRENEBİLİR
Günlük hayatımızda arkadaş sohbetlerinde ya da aile arası konuşmalarda belki en sık geçen diyaloglardan biri şudur: “ Aynı anne babadan olan iki kardeş nasıl bu kadar farklı olabiliyor? Birisi bu kadar başarılı ve sorumluyken diğerinin bu kadar haylaz ve sorumsuz oluşu şaşılacak şey doğrusu!!!” Aslında bu gayet normal karşılanması gereken bir durum çünkü dünya üzerindeki her birey tektir ve tüm özellikleriyle kendine özgüdür. Zaman zaman kendimizi başkalarıyla kıyaslasak da aslında yaptığımız her iş, bu “teklik” olgusu içinde DNA yapımız kadar bize has ve özeldir.
Dünya üzerinde altı milyar insan yaşıyorsa bu altı milyar farklı zihinsel yapı demektir. Her zihin farklı işleyiş yapısına sahiptir ve şu an var olan türlü meslekler, sanat eserleri, mimari yapılar, kurum ve kuruluşlar bu farklı zihinlerin ürünüdür. Dolayısıyla bizler, yaşantılarımızın bu ahenk ve farklılıklarla birlikte güzelleştiğini göz ardı edersek hem bireysel hem de toplumsal ilerleyişimize büyük bir sekte vurmuş oluruz.
Çoğumuz belli bir yaşa gelip iş güç sahibi olduktan sonra şöyle konuşmalar yapmışızdır: “ Çocukken daha iyi yönlendirilseydim belki çok iyi bir müzisyen (ressam, mimar, bilim adamı, öğretmen vs.) olabilirdim…” Peki, biz, yani çocukları kendi yeterlilikleri doğrultusunda yönlendirmemiz gerektiğinin farkında olan yetişkinler neden çocuklarımızın belli alanlarda “başarısız” olduğunu gördüğümüzde panik olup onun üzerine gider ve diğer yandan kendimizi harap ederiz? Belki de çocuğunuz bu yolla size bir mesaj vermek istiyordur: “ Ben farklıyım, zihnim farklı şekilde çalışıyor, doğru yöntemle ben de öğrenebilir ve anlayabilirim”
Evet, aslında işin özü bu, hayatını okul çağındaki çocukların başarıya ulaşmalarını adayan Amerikalı eğitim uzmanı ve çocuk doktoru Mel Levin’in söylediği gibi “ Her çocuk başarabilir” yeter ki biz onların zihinsel yapılarını anlayıp, çocuğumuzla beraber, ona en uygun öğrenme yöntemini keşfedebilelim.
Bu süreçte ebeveynlerin çocukla beraber hareket etmesi yani eğer çocuğun herhangi bir alanda (okuma, yazma, anlama, dinleme vs.) bir sorunu varsa bu sürece onu da dâhil edip birlikte adım atması çok önemlidir. Çünkü çoğu anne- baba, tüm çocuklar birinci dönemlerinin sonunda okumaya geçerken kendi çocukları geçemediğinde, bütün özel derslere kurslara rağmen çocuğun ders notları düzelmediğinde, bütün yaptırımlara rağmen çocuk ev ödevlerini yapmadığında vb. haklı olarak bir şeyleri eksik yaptıkları hissine kapılmakta ve üzülüp, sıkıntıya düşmektedir. Çocuklarına faydalı olacağına inandıkları çeşitli yollar deneyip, zorluk yaşanan alanı uygun buldukları yollarla desteklemeye çalışmaktadırlar. Fakat farkında olmalısınız ki bu süreçte kaygı yaşayan yalnız ebeveynler değildir…
Bir de tüm bu beklentilerin farkında olup derslerinde başarısız olduğunun ve anne-babasını üzdüğünün bilincinde olan çocuğunuzun yaşadığı yetersizlik duygusunu düşünün… Ne yaparlarsa yapsınlar doğru okuyamayan, ne kadar
dikkatli dinlerse dinlesin eve döndüğünde öğretmenin anlattığını bir türlü hatırlayamayan ya da bir türlü organize olamayan çocuklar; aslında kendi hataları olmayan, doğuştan getirdikleri bir zihinsel yapının, öğretmenlerin, eğitim sisteminin, kalıplaşmış öğretme metotlarının ve ne yazık ki kendi anne-babalarının yargılamaları kıskacında hak etmedikleri bir bedel ödemekte ve kimi zaman bir ömür boyu taşımak zorunda kalabilecekleri etiketlere maruz kalmaktadırlar.
İşte tam bu noktada eğitimcilere ve ailelere büyük görevler düşmektedir. Çocuğunuz ya da öğrenciniz size “ Ben farklıyım” mesajını herhangi bir şekilde veriyorsa onun bu çağrısına, onu destekleyecek şekillerde karşılık vermelisiniz. Çünkü her çocuk öğrenebilir…
Aileler Ne Yapmalı?
􀂃
Bütün gücünüzü çocuğunuzun aksayan yönlerine vermek yerine onu güçlü olduğu alanlarda desteklemeli, zamanla kaybolan özgüveninin yerine gelmesini sağlamaya çalışmalısınız.
􀂃
Çocuğunuz herhangi bir öğrenme problemi yaşadığında bu durumun onu duygusal yönden de etkileyebileceğinin farkında olmalı; ona “neden” demek yerine “ nasıl “ sorusunu sorarak onu anlamaya ve empati kurmaya çalışmalısınız.
􀂃
Anlayışlı ve açık fikirli olmalısınız. Çocuğunuzun içinde bulunduğu açmazı size açıkça ifade edebilmesine imkân vermeli, ebeveynlik içgüdülerinizi bastırarak saldırıya geçip vaaz vermemeli ve onu tehdit etmemelisiniz.
􀂃
Çocuğunuzu diğer çocuklarla kıyaslamamalısınız. Bu onun kendi içinde hissettiği yetersizliği daha da gün yüzüne çıkarıp kendine olan güvenini düşürebilir. Ona başkalarını örnek vermektense onun başarmış olduğu şeyleri hatırlatarak motive etmeye çalışmalısınız.
􀂃
Başkalarının yanında veya gizliden gizliye onu şikâyet etmemelisiniz. Unutmayın çocuklar olup biten her şeyin, insanların bakışlarının ve ona söylenenlerin farkındadırlar. Şikâyet etmek onun size olan güvenini sarsar ve başkaları karşısında utanmasına, güçsüz hissetmesine neden olur. Ne olursa olsun onun yanında olduğunuzu hissetmesi onun kendine olan güvenini yerine getirip, sorunlarla baş etme gücünü artıracaktır.
􀂃
Zaman zaman bu yolda kendinizi yetersiz ve yalnız hissedebilirsiniz. Bu durumda bir profesyonele başvurmak (psikiyatr, psikolog, psikolojik danışman) yarar sağlayabilir. Bir uzmanın desteğiyle süreç hem çocuğunuz hem de sizin için daha verimli hale gelebilir.
Eğitimciler Ne Yapmalı?
􀂃
Öğrencilerinizin bireysel farklılıklarına önem vermelisiniz. Bir sınıf içinde tahmin edebileceğinizden çok daha fazla öğrenci farklı öğrenme metoduna
sahiptir. Mümkün olduğunca her çocuğun öğrenme biçimine göre bireysel programlar yapmalı ya da her bireyi kapsayacak şekilde (görsel, işitsel, dokunsal, kinestetik) dersinizi planlayabilirsiniz.
􀂃
Öğrencilerinizin akademik yönlerinin yanı sıra onları bireysel olarak da tanımaya çalışıp, diğer alanlardaki güçlü yönlerini kendi dersinizde onu teşvik edecek şekilde kullanabilirsiniz.
􀂃
Okulda sosyal ya da bilişsel anlamda zorluk çeken bir öğrenciyi arkadaşlarının yanında rencide etmek, onun arkadaşlarının önünde küçük düşmesine yol açıp, özgüvenini ve kendine olan saygısını yitirmesine sebep olabilir. Bu durumu çocukla bireysel olarak görüşmelisiniz.
􀂃
Öğrenme güçlüğü olan ya da sosyal anlamda sıkıntı yaşayan bir çocuk dersin gidişatını etkileyebilir. Böyle durumlarda azarlamak, kızmak ya da görmezlikten gelmek olumlu sonuçlar vermeyebilir. Tüm bunların yerine, onu anlamaya çalışın, onu destekleyin, ona uygun öğrenme biçimini keşfedin ve gerekirse rehber danışmanla ya da bir uzman yardımıyla onun için Bireysel Eğitim Programı (BEP) hazırlayın.
􀂃
Sınıfınızda herhangi bir alanda güçlük çeken bir öğrenci varsa bu durumu mutlaka aile ile paylaşmalı ve onları da sürece dâhil etmelisiniz. Okulda verilen destek evde de devam etmezse süreçte bir kopmanın meydana gelmesi olasıdır. Bu nedenle ailenin de durumun farkında olması ve evde buna uygun bir ortam yaratması önemlidir.
􀂃
Sınıfınızdaki diğer öğrenciler belirttiğim alanlarda zorluk yaşayan öğrencinize “özel” davrandığınızı ya da onunla daha çok ilgilendiğinizi hissedebilirler. Öğrencilerinize bireysel farklılıklardan bahsedin; sınıf içindeki çeşitliliğin sınıf atmosferine olumlu etkilerinden bahsedin ve her çocuğa özel olduğu mesajını verin. Gerekirse çocuğun ve ailenin izniyle uyguladığınız programın gerekliliğini uygun bir dille sınıftaki diğer öğrencilerle de paylaşın.
􀂃
Sınıfınızda sosyal ya da bilişsel anlamda zorluk yaşayan çocukla ilgili rehber danışmanla ya da onun aracılığıyla başka bir uzmanla işbirliği yapabilirsiniz. Bu işbirliğinin çocuk, aile ve eğitimci açısından sürece olumlu katkıları olacaktır.
Sonuç olarak, her bireyin kendine özgü farklılıkları vardır ve her ortamda hepimiz bu farklılıklarla var olmaya çalışırız. Tıpkı biz yetişkinler gibi çocuklar da bu var olma sürecinde zor zamanlar yaşayabilirler. Doğru yolla yaklaşıldığında onlar da kendi yollarını bulma konusunda başarılı olabilirler ve öğrenebilirler. Unutmayın; engeller ne kadar büyük olursa olsun her çocuk kendisine inanılıp, yeterli destek verilirse başarabilir…
Ceren Şad
Psikolojik Danışman

Özgüven Gelişimi 25/09/2009

Posted by Abdullah FURKAN in Çocuk Hâli / Gençlik / Kişisel Gelişim.
Tags: , , ,
add a comment

guzel-gozlu-seker-cocuk5b15dÇocukların Özgüvenini Desteklemek
Her anne-baba için çocuklarının sahip olmasını istedikleri özelliklerin başında özgüven gelir aslında. “Akıllı, başarılı, popüler, sorumluluk sahibi, çalışkan vs. olsun ama asıl kendine güveni olsun” çünkü hayatta kendine güvenen bireyler başarılı ve mutlu olmak için bir adım önde yerlerini alırlar.
Peki ama kendine güveni olan ya da özgüveni yüksek çocuklar nasıl yetiştirilir, anne-babaya düşen görevler nelerdir, ya da bu kendiliğinden ortaya çıkan ve gelişen bir kişilik özelliği midir? Bu sorulara yanıt bulmadan önce özgüvenin ne olduğunu tanımlamak ve yola oradan çıkmak yardımcı olabilir.
Özgüven Ne Demektir?
Özgüven; bireyin kendisi ile ilgili olumlu düşüncelere sahip olması, yeterli ve değerli olduğunu düşünmesi, kendisini tanıması ve olduğu gibi kabul etmesi anlamına gelmektedir.
Özgüven gelişimi çocukluğun ilk yıllarından itibaren öncellikle anne-babanın daha sonra da çocuğun sosyal çevresini oluşturan bireylerin verdikleri geri bildirimler ile oluşur. Tek bir cümle ile özgüven yıkılmadığı gibi tek bir yorumla da gelişmez. Çocukların kişilikleri, kendi davranışlarının çevreleri üzerinde yarattıkları etkileri gözlemleyerek gelişir. Eğer çocuk anne-babasından ve yakın çevresinden olumlu geri bildirimler alıyorsa o zaman kendisinin yeterli ve sevilebilir bir birey olduğunu düşünür ve bu düşünce daha sonrasında inanışa ve kişilik özelliğine dönüşür.
Özgüven gelişiminde iki anahtar kavramın altı çizilebilir.

Yeterli olmak

Sevilmeye değer olmak
Her anne-baba tabi ki çocuklarını sever ama sevginin nasıl ifade edildiği önemlidir. Koşulsuz sevgi, “ben ne yaparsan yapayım anne-babam beni severler, beni kabul ederler” anlamına gelir ve hayatta ayakta kalmamızı sağlayan en önemli güçtür. Çocuklar anne-babaları tarafından koşullu olarak sevildiklerini hissederlerse (başarılı olursam, uslu durursam, onları üzmezsem beni severler gibi) o zaman ya anne-babayı
memnun etmek için sürekli uğraşırlar ki bu da kendilerine olan güvenlerini olumsuz etkiler ya da çaresizlik duygusu ile çabalamaktan ve aslında yaşamaktan vazgeçerler.
Koşulsuz olarak sevilebilir olmak kadar önemli olan diğer kavram ise yeterlilik duygusudur. Birey kendi ayakları üzerinde durabildiğini, üstüne düşen sorumlulukları yerine getirebildiğini, davranışlarının sonuçlarını kabul edip yaşabildiğini fark ettiğinde kendine olan güveni de tam demektir. Her bireyin kendini artı ve eksileriyle tanıması, kabul etmesi, becerilerinin ve ihtiyaçlarının farkında olabilmesi kendine güveni oluşturmada önemlidir.
Sürekli olarak eleştirilen ya da korumacı bir tutumla yetiştirilen çocukların yeterlilik duygusunu geliştirmeleri zorlaşmaktadır. Çünkü ya hiçbir yaptıkları yeterince iyi değildir (eleştirel ve baskıcı tutum) ya da hiçbir şeyi tek başlarına denemeye fırsatları olmamıştır(korumacı tutum), dolayısıyla neyi- nasıl ve ne kadar iyi yapacaklarını bilemezler.
Özgüven sahibi olmak her şeyi mükemmel ve dörtdörtlük yapmak, her konuda başarılı olmak anlamına gelmez tam tersine hayatta her zaman her şey yolunda gitmeye bilir, herkesin artı ve eksi yönleri olabilir ama birey bu özelliklerinin farkında olup kendisini olduğu gibi kabul edebilir (ve kabul edilebildiğini hissederse) o zaman kendine güvenen bir birey olur. Çünkü önemli olan olaylar değil kişinin kendisidir. En iyi şarkıyı söyleyen o olmayabilir ama bu onu diğerlerinden daha değersiz yapmaz. İşte özgüvene sahip olmak sadece yaptıklarımızın değil kişiliğimizin değerli olduğuna inanabilmektir. Çocukların hayatlarının ilk günlerinden itibaren öncelikle anne-babalarından ve çevrelerindeki önemli insanlardan (büyük ebeveynler, arkadaşlar, öğretmenler vb) aldıkları geri bildirimler bu nedenle önemlidir. Neyi duyar ve ne neyi yaşarsak onu devam ettiririz.
Özgüvenin oluşabilmesinde ailenin rolü nedir?
Anne-babalar çocukların aynasıdır, çocuk o aynada nasıl göründüğüne göre dış dünyaya karşı olan tutumlarını belirler, ayna sadece olumsuzları yansıtıyorsa ki genel olarak hep yolunda olmayanları söylemeye daha yatkınızdır, çocuk o zaman yetersiz bir birey olarak kendini algılar ve özgüven geliştiremez.
Ya da anne-babanın yeterince ilgilenmediği durumlarda çocuk kendisi ile ilgili özelliklerin, becerilerin, kişisel yeteneklerinin farkına varılması ve desteklenmesi alanında büyük bir eksiklik yaşar. Olumsuz eleştiri kadar çocuğun varlığını ve ihtiyaçlarını ihmal eden bir tutumda özgüven ve kişilik gelişimini etkiler.
Aile ortamının çok baskıcı olduğu durumlarda çocuk sürekli katı kurallar ve yeterince iyi olmadığı duygusuyla baş etmek zorunda kalır. Bu durumla baş etmek için farklı baş etme yöntemleri ve kişilik özellikleri geliştirebilir. Örneğin pasif bir birey olmayı, kendisini ve performansını ortaya koymamayı tercih edebilir. Diğer taraftan otoriteye karşı tepkisini otoritenin daha az olduğu ortamlarda aşırı tepkisel davranarak ortaya koyabilir. Bu çocuklar genelde huzursuz ve umursamaz gibi görünürler. Ama hiçbir birey başarırız olmak istemez.
Ev ortamında kuralların belirsiz ya da hiç olmadığı durumlarda özgüven gelişimi için pek ideal bir tablo oluşturmaz. Kuralların belirsiz olduğu ortamlarda çocuk hangi durumda nasıl davranması gerektiğini öğrenemez sınırlar belli olmadığı için nerede duracağının bilemez. Davranışlarının sonuçlarından kazanım sağlaması ve gerekli becerileri geliştirmesi zorlaşır.
Özgüven için ideal olan anne-baba tutumu kuralların belirgin olduğu ancak aynı zamanda bireysel özelliklere ve kişiler arası iletişime önem verildiği demokratik aile ortamıdır. Ailede demokrasi her kesin istediği her şeyi yapması demek değildir tam tersi başkasının hak ve özgürlüklerine saygı göstermek, sorumluklarının farkında olmak anlamına gelir.
Çocuklar deneyerek yanılarak öğrenirler. İlk yaptıkları iş genellikle kaliteli değildir. Anne-baba olarak mükemmeli beklemek sürekli bir yetersizlik duygusunu pekiştirebilir. “Ne yaparsam yapayım olmuyor o zaman ben de yapmaktan vazgeçeyim” özgüvene zarar veren düşünce kalıplarından biridir.
Çocuktan beklentinin yüksek olması kadar az olması da güven gelişimini olumsuz etkiler. Çocuk kendinin değersiz, işe yaramaz, yetersiz olduğu mesajını aldığı için hayatını da bu şekilde sürdürür.
Anne-babalar bazen çocuklarının başarısızlıktan korumak, ya da işlerin bir an önce halledilmesi sağlamak için çocuğa ait sorumlulukları yerine getirme tuzağına düşebilirler. Sabırsızlık göstermek, işleri onların yerine yapmak kısa vadede işlevsel görünse de bu durum çocuğun öğrenmesi ve geliştirmesi gereken becerileri zamanında kazanmasını daha da önemlisi kendilerine ola güven gelişimini olumsuz etkilediği için ilerleyen yıllarda sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Özgüven gelişiminde etkili olan faktörlerden biri de anne-baba arasındaki iletişimdir. Aile içindeki çatışma çocuğun güven duygusunu zedeler çünkü çocuk anne-babaya bağımlıdır düzen bozulursa çocuk ihtiyaçlarının karşılanamayacağından endişelenir.
Aile içinde bireylerin iletişimin ve paylaşımın olumlu olduğunda güven gelişimi de mümkün olacaktır.
Farkında olmadan çocuklara verdiğimiz sözlü ya da sözel olmayan mesajlar aslında güven oluşumunun temelini oluşturur
Çocuklarda özgüveni geliştirmenin yolları

Çocuğunuzun becerilerinin gelişmesi için fırsat verin. İlk denemelerinin mükemmel olmasını, ya da her yaptıkları, denedikleri alanda en iyi olmalarını beklemeyin

Başarı ve başarısızlıklara değil çabaya odaklanın. Önemli olan çocuğun kendini ortaya koymak için gösterdiği çabadır. Çabayı fark etmek, ödüllendirmek ( her zaman maddi ödüllerden çok anne-babanın olumlu geri bildirimleri daha etkilidir) özgüveni destekler.

Bireysel özelliklerinin farkında olun.

Takdir etmekten çekinmeyin. Gerçekçi ve anlaşılabilir kelimeler ile takdir ettiğinizi davranışı belirtin.

Onu kendisi olduğu için sevin,ve sevginizi gösterinin.

Duygularınızı ve düşüncelerinizi açıkça ifade edin. Çocuğun gelişim dönemine ve yaş özelliklerine uygun olarak onunla konuşun. Çocuklar her şeyin farkındadırlar sadece anlamak ve anlatmak için zaman ayırmak gerekir.

Sözlü ve sözel olmayan mesajlarınıza dikkat edin. Bazı durumlarda ne diyeceğimizi bilemeyebiliriz ya da bazen hiç söylemek istemediğimiz cümleler kullanabiliriz. Önemli olan çocukların tek bir cümle ile güven duygularının
zedelenmeyeceğini ama sürekli tekrar eden tutum ve mesajların etkili olduğunu hatırlamaktır.

Fiziksel görünüşleri ile ilgili olumsuz eleştiri ve kıyaslamalardan uzak durun.

Sorumluluk alması için büyümesini beklemeyin yaşına uygun sorumluluklar verin. Tek başına bir şeyler yapmasına izin vermek ona saygı duyduğunuzu ve ona güvendiğinizi göstermenin en etkili yoludur.

Kendi sorunlarına çözüm bulması için destekleyin, onun yerine problemleri çözmeyin.

Kriz durumlarında, zor zamanlarda yanlarında olun. Çocuklar anne-babalarına her zaman ihtiyaç duyarlar, işleri onun yerine yapmak için değil ama onu desteklediğinizi gerektiğinde onu koruduğunuzu göstermek için orada olun.

Dinlemeyi öğrenin. İletişim sadece konuşmak değildir.

Çocuğun güçlü olduğu alanlarda bu becerisini göstermesi için hatta size yardım etmesi için ona fırsat verin. Örneğin küçük kızınız bilgisayar konusunda size yardım edebilir.

Kendilerini olumsuz olarak yargılamalarına izin vermeyi. “Ne kadar beceriksizim, yine suyu döktüm” gibi cümlelere “sen beceriksiz değilsin, ara sıra küçük kazalar olabilir, temizlemek için yardım istersen bana haber ver” gibi karşılıklar çocuğun benlik algısını olumsuz olarak etkileyecek etiketlemelere engel olacaktır.
Özgüvende genetik yapının etkisi nedir?
Özgüvenin de bir kişilik özelliği olarak düşündüğümüzde mutlaka genlerin etkisi olduğunu düşünebilir. Ama özgüvenin gelişmesinde ve desteklenmesinde çevresel etkenlerin (anne-baba, aile, arkadaş ve okul) daha belirleyici olarak rol oynadığı düşünülmektedir.
Çocuklara söylenmemesi gereken özgüveni zedeleyici cümleler
Bazı durumlardan anne-babalar kızgınlık ya da yaşadıkları hayal kırıklıklarının etkisiyle aşağıdakine benzer cümleleri kullanabilirler. Aslında onlara bu cümleleri söyleten davranış ya da durum ile çocuğa geri bildirim vermek yaşanılan sorunun çözümünde yardımcı olabilir ama maalesef çocuğun davranışına değil de doğrudan kişiliğine yönelik yapılan bu eleştiriler işleri daha da zorlaştırır
1
. Keşke seni hiç doğurmasaydım; bu tarz cümleler çocuğun kendini sevilemeyen, istenmeyen bir birey olarak algılamasına neden olabilir.
2
. Bir daha böyle yaparsan senin annen olmayacağım; anne-baba olmak koşulsuz sevgiyi beraberinde getirir. Bu gibi cümleler çocuğun sizin tarafınızdan koşullu olarak sevildiğini düşünmesine neden olur.
3
. Senden utanıyorum; Çocuklar hata yaparlar, hepimiz hata yaparız. Hata kabul edilen davranışı eleştirmek çocuğun nasıl davranmasının beklediğinizi dile getirmek genel kişiliği ile ilgili saldırı yapmaktan daha etkili olacaktır.
4.
Biraz kardeşin/ ablan/ ağabeyin gibi ol; Kıyaslamak aslında iyi niyetle yapılsa da verdiği mesaj “yeterince iyi değilsindir”, her çocuk başarılı, değerli ve sevilebilir olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyar.
5.
Senin hataların yüzünden babanla/ annenle hep kavga ediyoruz; Çocuğun davranışları değil kişiliği ve varlığı nedeniyle suçlamak onu taşıyamayacağı bir yükün altına sokar. Sorun çocuğun yaptıkları ya da yapmadıkları ise enerjiyi bunu çözmeye yöneltmek gerekir, suçlamak çözüme yardım etmez
6.
Senin için nelerden vazgeçtim; Çocuklar ebeveynlerinin hayatında sıkıntı kaynağı olduklarını hissettiklerinde bu durum karşısında kızgınlık, suçluluk ve umutsuzluk hissedebilirler. Yetişkin olarak verdiğimizi kararların ve yaptığımız seçimlerin sorumluluğu bize aittir. Çocuklarımıza sağladıklarımız her zaman beklediğimiz gibi geri dönmeyebilir. Ama beklentilerimizin sorumluluğu da bize aittir.
7.
Daha iyisini yapabilirdin; çocukların çabalarını fark etmek zor ama gerekilidir. Sadece sonuç odaklı olmak, mükemmeli beklemek çocuk üzerindeki baskıyı, kaygıyı ve yetersizlik duygusunu arttırır.
8.
Yaşına uygun davranmalısın; Bu tip genel ve belirsiz cümleler çocuktan neyi, tam olarak nasıl beklediğiniz anlatmak tam tersine genel bir memnuniyetsizlik ve yetersizlik duygusunu transfer eder.
Özgüveni destekleyecek cümleler
1.
Olumlu Duyguları paylaşmak için:
– S
eninle birlikte zaman geçirmekten keyif alıyorum
– S
eninle oyun oynamak benim için çok eğlenceli
– S
eni seviyorum, iyi ki benim çocuğumsun

Seninle gurur duyuyorum çünkü…….

Seninle yürüyüş yapmaktan çok hoşlanıyorum
2
. Çaba ve başarıları takdir etmek için:

Elinden gelini yapmak için uğraştığının farkındayım

Bunun için çok uğraştın, tebrikler, aferin
– K
endinle gurur duyabilirsin çünkü……

Kaydettiğin ilerleme gerçekten harika

Ne kadar iyi bir …….. (oyuncu, arkadaş, ..)sın

Bu bulduğun çok yaratıcı bir fikir

…… için seni tebrik ederim
3
. Koşulsuz sevginizi göstermek için:

Hata yapmak çok normal, hepimiz hata yaparız

………… davranışın uygun değil senden beklediğim………………….. yapman.
– K
imse kusursuz değildir.

Sen benim için değerlisin.
Ece AKIN BAKANAY
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi
[Bu yazı İnfo Kids Dergisi Haziran 2008 sayısında yer almıştır.]